14 Mart 2013 Perşembe

Çekim Yasası ve Ben

Çekim yasası ile tanışmam tam olarak Rhonda Byrne'nın dünyaca ünlü kitabı The Secret ile başladı. İlk çıktığı tarihlerde -2005-2006 seneleri- Türkiye'de oldukça büyük bir yankı uyandırmış ve bazı tartışma programlarında Secret ve gerçekler ile ilgili ciddi konuşmalar yapılmıştı. Ancak benim bu harika kitap ile tanışmam tam olarak geçen sene başladı.

İlk başta kitabını satın almaya karar verdim ve sahip olduktan sonra gayet akıcı şekilde bunu okumaya başladım. Yazılanlar ve kullanılan terimler her ne kadar mantıklı gibi gözükse de, bana bir o kadar yabancı ve uzak gelmişti. Bu sebeple aynı paragrafları tekrar tekrar okumaya ve sadece okumak için değil anlamak için incelemeye çalıştım. The Secret kitabındaki sır tam olarak açıklanıyordu. Sır: Çekim Yasası idi.

Hayatımızda karşımıza çıkan her türlü iyi ve kötü anların tek sorumlusunun kendimizin olduğunu savunan bir yasadan bahsediyorum. Daha doğrusu çekim yasasından kasıt, bizim beynimizden geçen düşüncelerin ne derece olumlu ve olumsuz olduğu ile alakalıydı. Biz birşeyi yapmadan önce çoğu kez bunu önce düşünürüz ve bazen hayal bile ederiz. İşte bu düşüncelerin basit bir insan özelliği olmadığını ve düşüncelerin aslında bir radyo veya televizyon gibi frekans yaydıklarını anlatan bir yasa!

Düşüncelerimizin aslında birer frekans dalgası olduğu ve düşünme esnasında bu frekansı evrene yaydığımızı düşünelim (ki zaten öyle). Evrende buna karşılık sizin düşüncenize göre yaydığınız frekansa benzer frekanslar ile hayatınıza bir geri dönüş yapmaktadır. Bunu pek çok atasözümüzde de görebiliyoruz. Örneğin "İyi düşün, iyi olsun", "Ne dilediğine dikkat et!" gibi. Çekim yasasının çok eski tarihlerden beri bilindiğini düşünüyorum. Çünkü o zamanlar insanların pek fazla uğraşı olmadığından ötürü kendilerini kainatı anlamak ve çözümlemek için yoran insanların sayısı çok fazlaydı. Birde günümüze bakalım. Savaşlar, öfke, terör, günlük yaşam stresi, bilgisizlik, DİN, hayat kaygısı, paraya olan bağımlılık ve onu kazanmak için verilen uğraş = zaman kaybı. Yani bir insanın kalkıpta bu tür bir konuya merak duyması için öncelikle hayatında huzur olması gerekiyor. Malesef dünyayı bu tür bir düzene sokan şahıslardan dolayı insanın ve evrenin gücü hakkında çok az bir bilgiye sahibiz.

Fakat ben kendimi bu konuda çok şanslı hissediyorum. Çünkü çekim yasasını gerçekten iyi algıladığımı düşünüyorum. Hatta kitabı okuyup anladıktan sonra bazı testlerim olmuştu. Tabi çok basit gibi gelecek ama kitapta da denildiği gibi çekim yasasını anlamanın en kolay yolu en basit şeyi çekmeye çalışmaktı. Bir gece yatağımda uyumaya çalışırken zihnimde bir imge belirleyip bunu kendime çekmeye çalıştım. İmgelemekten bahsediyorum çünkü sadece düşünmek yeterli değil. Daha doğrusu düşünerek yaymış olduğumuz frekans ile imgeleme yaparak yaydığımız frekans arasında çok büyük bir fark oluşuyor. Herşeyden önce imgeleme sayesinde evrene verdiğimiz mesaj çok daha belirgin ve güçlü oluyor. Neyse konumuza dönecek olursak, ben o gece zihnimde bir şey imgelemeye karar verdim. Hayal edip düşündüğüm şey çok basit bir şey olmalıydı. Daha doğrusu bu yasanın işleyip işlemediğini bir an önce anlamam gerekiyordu :)

Bende zihnimde normal bir çengelli iğne hayal ettim. Evet yanlış duymadınız, 8-10 cmlik bir çengelli iğne hayali kurdum. Sadece hayal kurmak değilde, sanki ona sahipmişçesine zihnimde ona dokundum ve hissettim (imgeleme esnasında 5 duyumuzu kullanmamız çok daha güçlü bir frekans yayıyor). Sonrasında da uykuya daldım. Ancak imgelediğim bu nesnenin bana nerede, ne zaman ve nasıl rastlayacağı konusunda kesinlikle hiçbir düşünce kurmadım. Çünkü bu evrenin işi, benim değil. Nasıl diye sorgulama yaptığınız anda düşünceniz olumsuzluklara doğru yol alacaktır. Neyse, ertesi gün oldu ve yatağımdan kalkıp banyoya gittim. Günlük rutin işlerden sonra (diş fırçalama, yüz yıkama vs.) odama tekrar yöneldim ve ananemin yorgan kılıflarını değiştirdiğini farkettim. Odadan hemen çıkmak üzereydim ki, o da nesi? Yatağımın karşısında duran kanepenin üzerinde iki tane ve hayalimde kurduğum boyutlarda çengelli iğne bana bakıyordu. Onları gördüğüm anda içimde meydana gelen hissi açıklamam pek mümkün değil. Başarmanın verdiği keyif ve bu yasanın gerçek olduğunu görmenin verdiği şaşkınlık ile kendimden geçtiğimi hatırlıyorum. Fakat nedense kendimi mutlu hissetmiştim.

Daha sonra tekrar çekim yasasını basit bir şeyle sınamak istedim. O zamanlar akvaryumumda bulunan ve sahilden topladığım küçük kaya taşları vardı. Bunları üst üste koyup bir piramit tarzı dekor inşa etmiştim. En üstüne de yarısı beyaz olan kaya taşını yerleştirmiştim. İşte akvaryumun karşısına geçip dikkatli bu en üstte bulunan yarısı beyaz olan taşa odaklandım. İmgelediğim şey ise bu taşın bir şekilde yere düşmesiydi. Ve o günün akşamında birden bire akvaryumu odamın başka bir yerine taşıma ihtiyacı hissettim. Bunu kesinlikle bilerek yapmadım (yani düşsün diye bir niyetim yoktu). Annemle birlikte bu büyük akvaryumu odanın başka yerine taşıdıktan sonra birşey farkettim. O piramit şekilde dizdiğim taşların en üstünde duran yarısı beyaz taş yerde duruyordu. Tabiki bu taşıma esnasında meydana gelen bir durum fakat onca taş arasından en üstte sıkı bir şekilde sabitlediğim taşın düşmesi gerçekten tuhaf bir durumdu.

Mesela çocukluk yıllarımdan beri sahip olduğum en belirin şey bir evcil hayvandır. Özellikle de kediler! En bağlı olduğum kedim Donkişot ise 9 yaşında bize veda etmişti. Ondan sonra şuan bunu yazarken bile yanımda uyuyan ve guliguli adındaki kedim ile tanışma hikayemi anlatmak istiyorum. Çünkü gerçekten tuhaf bir hikaye. Donkişottan sonra annem sokaktan bulduğu bir dişi kediyi sürpriz yapmak adına evimize getirmişti. Fakat belirli bir zamandan sonra dünyanın en yaramaz kedisi olduğunu anladık ve mecburen onu güvenli bir yere bırakmak zorun da kaldık. Bundan sonra ise bulunduğumuz evden şuanki evimize taşındık. Demin bahsetmiş olduğum akvaryumdaki kaya taşlarını toplamak için iki gün üst üste annemle beraber sahile inmiştik. İlk gidişimde kayaların diplerinden gösterişli taşlar toplarken iki adet yavru kedi ile karşılaştım. Biri erkek diğeri dişiydi. İkiside benden yemek istercesine bakıyordu fakat erkek olan yüzüme bakıp sürekli bağırıyordu ve taş toplamamı engelleyecek derece bacaklarıma sürtünüp yalakalık yapıyordu. Yemek olmadığı için ben kendi işime odaklanmıştım ama aklımda tabi ki ondaydı. Sonrasında onları orada bırakıp evimin yolunu tutmuştuk. O akşam kayaları temizleyip akvaryuma yerleştirmeye çalışırken aklımda hep o erkek olan kediyi almak vardı. Bu düşünce ile iyi bir frekans yaydım ve o kediye sahip oldum demek istemiyorum. Demek istediğim şey o kedinin beni bulmasıydı bence. Çünkü işim gereği evden pek çıkan bir insan değilim. Bu sebeple en nadir anlarda sokağa çıkıp sahile iniyorum ve aklımda bir kediye sahip olmak yokken bu kedi çıkageliyor (Bir kediye sahip olmak sürekli bilinçaltımda yer alan bir imgeleme ve istektir, bu sebeple bunu çekmek için düşünmeme gerek yok). Neyse işte ertesi gün yine annemle sahile indik. Bu sefer elimde boş bir kedi puseti vardı. Amacım onu yakalayıp eve götürmekti. Baya bir aradım ama ses seda yoktu. Tam umudu kesip eve dönecekken birden bir kedinin miyavlayarak koştuğunu farkettim. Kayaların arasından koşarak bana gelen kedi bana yalakalık yapan o kediydi. Hemen yakalayıp pusete koydum ve eve götürdüm. İşte o gün bugündür hala bizimle birlikte yaşıyor.

Ve son olarak çekim yasasını ciddi bir şey için kullandığım konudan bahsedeyim.

Random.org adresli siteye girip 1 ve 49 arasında 6 sayı seçimi yaptım (Yani rastgele otomatik sayı gösteriyordu). Bu numaralara sayısal loto oynarım düşüncesi vardı kafamda. Fakat daha sonra vazgeçip bu numaraları bilgisayara kaydedip öylece bırakmıştım. İşte son bir haftadır bu numaralar ile ilgili çekim yasasını kullanıyorum. Fakat karar verdiğim nokta sayısal loto değil Süper Loto oldu. Seçtiğim numaralar ise 1 - 4 - 7 -16 -35 -44 oldu.

5 haftadır devreden süper lotoda büyük ikramiyeyi bu numaralar kazandı. Evet yanlış duymadınız. 14 Mart 2013 tarihinde büyük ikramiyeyi bilen tek kişi olup tam 10 Milyon Türk Lirasını kazandım. Şuan bu miktardaki bir para ile neler yapabileceğim konusunda düşünüyorum. Tabi ki önceliklerim arasında bir ev satın almak var. Gerisi ise tamamen hayallerim ve çekim yasası ile ilgili...

10 Mart 2013 Pazar

Beynin Gizli Güçleri


Hiçbir güç hafife alınmamalıdır. Ve bilgece kullanılmalıdır. Karma yasasını unutmayın. Ne ekerseniz, onu biçersiniz. 
Zihin Gücü Nedir?

Ne düşünüyorsanız, zihniniz o olur. Güç dayanıklılığın bir formudur. Bu kitaptan sonra düşünme yetiniz güçlenmiş olacaktır. Düşünme yetinizi güçlendirmeniz demek temel bir beceriyi başarıyla tamamlamış olmanız demektir; yani bilinçli olmayı. Gerçek benliğinizin, gerçek durumunuzun ve gerçek yaşamınızın tamamen bilincinde olmalısınız. 

Etrafınızda zannettiğinizden çok daha fazla şey vardır ve bunun hep farkında olmanız iyi olur. Örnek: Televizyon seyredebilirsiniz ama televizyon anteninizden gelen frekans dalgalarını göremezsiniz. Hoparlörden gelen müziği duyabilirsiniz ama ses titreşimlerini gözlerinizle göremezsiniz. Fiziksel gözlerinizle bu gibi şeyleri göremezsiniz ama bir parçanız bu görünmez şeylerin bilincindedir. “Bir yanınız bu gibi şeylerin farkındadır” derken göremediğiniz şeylerin var olduğuna inanmak realitenizde vardır. Realiteniz bir şeyin detaylarını kurcalamadan da inanabilir ya da anlayabilir, o şeyleri göremeseniz bile onların var olmaya devam ettiklerini bilirsiniz. Bu gibi görünmeyen şeylerin işleyişini anlayamasanız da size garip bir kavram gibi gelmez. İnanç sisteminizde bunu kabul etmek vardır ve bu içinde yaşadığınız gerçekliğin bir parçası haline gelir. Bir kere realiteniz oldu mu, genellikle üzerinde bilinçli olarak düşünmezsiniz. Peki, neden birçok insan zihninizin görünmeyen titreşim ve frekansları yaydığını kabul etmekte zorlanır? Elektrik kaynaklarından tüm görünmez elektrik frekanslarına inanıyoruz da neden görünmez insan “sesinin” içimizden geçeceğini anlamakta zorlanıyoruz ya da bunu gözden kaçırıyoruz? Zihninizin etrafınızdaki dünya’yı ve olayları etkileyebilecek yeteneğe sahip olduğu bilgisi halen birçok insana garip görünüyor. Ama gariptir ki cep telefonlarının frekans yayıp çevreyi etkileyeceğine inanırlar. 

Bu bilgiler görünmez şeyleri kendi gözünüzle nasıl görebileceğinizi öğretmeyecek. Ama görünmez dünya’yı nasıl ele geçireceğinizi ve nasıl kendi komutanıza alacağınızı gösterecektir. Bunu yapmaya başladığınızda yeni farkındalığınız realiteniz ve genel deneyiminiz olacaktır. Artık “beyninizden gelen frekansların başkalarının beynine ulaştığı” düşüncesi size hiçte uzak gelmeyecek. 

DÜŞÜNCELERİNİZ GÜÇTÜR

Zihin, dünyamızı şekillendiren milyonlarca düşünce ve fikri yaratır, anlar. Bu nedenle zihin, gücün bir formudur. Düşünce gücünüzü geliştirmek tek temel beceriye bağlıdır; BİLİNÇLİ OLMAK. Bu bölüm boyunca, konsantrasyon ve imgeleme güçlerinizi geliştireceksiniz. Bu beceriler zihin gücü kontrolünün temelidir. 

Yaşamınızdaki olaylar ve etrafınızdaki deneyimler yaşamınıza sokmayı seçtiğiniz şeylerin sonucudur. Çoğu insan buna inanmak istemiyor çünkü bu, başlarına gelen olumsuz şeyi kendilerinin istemesi anlamına geliyor. Birçok insanın “istediğinizi alırsınız” düşüncesini kabullenmemelerinin sebebi vardır: farkında olmadan hayatlarındaki olayların düşüncelerden kaynaklandığını keşfetmek çok zordur. Örnek: Buzdolabında olmayan 1 elmayı düşünmeyi seçip sonra kalkıp buzdolabına baktığınızda bir elma elde edemezsiniz. Yine de kesinlikle zihniniz istediğiniz şeyi size getirecektir. Ama bunu daha çok olaylar ve çevrenizdeki enerjiler vasıtasıyla yapacaktır. Bir arkadaşınızın elinde bir elma ile çıkıp gelebilir. Ya da bir arkadaşınıza ziyarete gittiğinizde fazladan bir elmalarının olduğunu görebilirsiniz. Hedefleriniz GERÇEKLEŞECEKTİR. Ama neyi istediğinizi bilmeli ve sabırlı olmalısınız. Dilemek, ummak, arzu etmek ve zihninizin amaçlarını gerçekleştirmesi arasında bir fark vardır: Zihniniz korkunç derecede itaatkardır. Ondan ne isterseniz yerine getirecektir doğru bir şekilde istediğiniz takdirde tabii…!

Zihninizin yüksek boyut seviyelerinde daha etkili olmasının sebebi beyin dalgalarınızın ya da düşünce dalgalarınızın o seviyeyle çok daha eşit ya da uyumlu boyutta olmasındandır. Düşünceler ve yüksek boyutlar el ele giderler. Bu düşünce çok önemli ve bilinmelidir. Etrafınızdaki dünyada uygulanabilir teknikler bulabilirsiniz ama daha yüksek boyutları ya da farkındalığın daha yüksek seviyelerini içeren tekniklerin 3ncü boyut tekniklerinden daha hızlı ve daha güçlü etkisi vardır. 

Hayatınızı ve yaşamınızdaki olayları lehinize çevirmek için düşüncelerinizi kullanmanın anahtarlarından biri İÇE BAKIŞINIZI KULLANARAK İÇİNİZDE ARAMAKTIR. Bu imgeleme kavramına girer. Hedefinizin gerçekten olduğunu zihninizde canlandırdığınızda bilinçaltınızı ya da farkında olmayan zihninizi kandırarak etkilemiş olursunuz. Zihninizin gözü kalıp tahtasına benzer. Her şey orada başlar. Zihninizin gözüyle görmeye devam edin. Aklınızda bir imge tutmak istek ve arzularınızı gerçekleştirmek için gerekli bir adımdır. 

Etrafınızdaki her şey önce birinin düşüncesinde başlamıştır. Bir eve bakın, tüm gerçekçiliği ile önünüzde ona dokunabilir koklayabilir hatta ön kapının tadına bile bakabilirsiniz. Evi 3 boyutlu gerçek fiziksel bir nesne olarak algılarsınız. Orada gerçekleşmiştir. O evin yapıldığı anın en başına giderseniz, neticede evin var oluşunun birinin düşüncesine dayandığını görürsünüz. BUNU KAVRAMANIZ ÇOK ÖNEMLİ. Mutlaka birileri evin planının nasıl olması gerektiğini önce zihninde tasarlamıştır. Düşünceler kağıda dökülerek 3 boyutlu dünyanın temel taşları gerçekleştirilmiştir. Bundan sonraki aşama üretim ve inşaat aşamasıdır. Her aşama birinin düşüncesiyle oluşur. Etrafınızdaki her şey böyle oluşmuştur. Sadece hayatınızda yarattığınız şeylere bakın. Düşüncenin somutlaşmasının mistik bir kavram olduğunu düşünüyorsanız o zaman dünya tümüyle mistik bir yerdir. Evren her şeyi kopyalar, detaylandırır, üretir ve sonuç olarak hayaliniz gerçekleşir. 

İnsanda telepatik yeteneklerin ortaya çıktığı 3 mod vardır: Bir tanesine İçgüdüsel telepati denir. Birinin eterik bedeninin çarpışması sonucunda ortaya ortaya çıkan telepati türüdür. Telepatik “mesaj” bu eterik özle taşınır ve kişiye en iyi şekilde bedenin güneş sinir ağı (solar pleksus) alanından ulaşır. Bu nokta, bir başka görünmez bedene giden doğrudan bir bağlantıdır. Genelde astral beden olarak adlandırılır. Tanımı ise duygusal ya da hisseden bedendir. Prana, yaşam gücü veren ve her yerde olan enerjidir. Bir çok ismi vardır: Orgone enerjisi, Ki, Yaşam Gücü, Light Spiral ve daha bir sürü.

Dalağınız güneş sinir ağı merkezinin yakınındadır. Prana normalde buraya girer ve buradan yayılır. Sonrasında kişinin bilincine ulaşmaktadır. Telepatik düşünceler diyafram vasıtasıyla ortaya konulur. Günümüzde bu büyük ölçüde yok olmuştur. 

Telepatinin bir sonraki modu zihinsel telepatidir. Zihinsel telepati genellikle boğaz bölgesinden ve biraz kalpten, çok az da polar pleksustan doğar. Zihinsel güç çalışmalarında daha yetenekli hale geldiğinizde doğrudan kişiyi boğazdan vuracaktır. Teknikleri kullanırken düşüncelerin nereden vuracağını bilmek pek işe yaramasa da bu küçük bilgiyi kullanmak isterseniz harika olur. Ama yine de çok gerekli değildir çünkü otomatikman gerçekleşir. Zihin gücü tekniklerinin nasıl işlediğini anladığınızda kendinize daha çok güvenecek, realiteniz artacak en önemlisi bir temel oluşturacak ve böylelikle bu kitabı aşabilme ihtimaliniz artacak. 

Çok ileri seviyeye ulaştığınızda telepatik modunuz sezgisel telepatiye dönüşecektir. Bu da alıcı olmanız ve daha yüksektekilerle ve daha yüksek amaçlar için iletişim kurabileceğiniz anlamına gelir. Bu tür zihin işlevi kaşlarınızın arasından fiziksel olmayan iletişimleri alıp boğaz bölgenizden geri vermenize neden olur. 

Telepatik yeteneklerinizi engellemenin en güçlü iki yolu aşırı derecede başarılı olma isteği ve başarısızlık korkusudur. İleri derecede zihin gücünüzü kullanırken UMURUMDA DEĞİL tavrını takınmalı ve saplantılı olmamalısınız. Kendinizden % 100 emin ve güvenli tavrınızla teknikleri uygulayın ve sonra dikkatinizi başka bir şeye çevirin. BIRAKIN UÇUP GİTSİN çünkü tekniklerinizin ve becerilerinizin DAİMA işe yaradığını bilirsiniz ve er ya da geç istediğinizi elde edersiniz. Bilgiye sahipseniz başarılı OLACAKSINIZ. 

SAKLI FREKANSLAR
Etrafınızda fark ettiğinizden çok daha fazlasının olduğunu anlamanız önemlidir.

Örnek: Televizyonun önüne geçtiğinizde anteninize gelen radyo dalgalarını göremezsiniz. Hoparlörlerden gelen müzik sesini duyabilir ama ses titreşimlerini göremezsiniz. Ama bilinciniz bu gibi şeylerin farkındadır. Bu etrafınızı saran görünmez dünya zihin gücü tekniklerini çalışırken sizin gerçekliğiniz olacaktır. Disiplinle, kullanılmayan güçlerin üzerinde egemenlik kurabilir ve sonuçlarına odaklanabilirsiniz. 

Bu yazının amacı tek kelime söylemeden ya da tek bir harekette bulunmadan başkalarını nasıl etkileyebileceğinizi keşfetmenizi sağlamaktır. Başkalarıyla telepati kurarak iletişim kurma gücüne her zaman sahip olduğunuzu bilin. Unutulmamalıdır ki tüm bunlar ÇALIŞMANIZA bağlıdır. 

Bir süre, zihinsel ayartma tekniklerini keşfediyor olacaksınız. Başkalarının kendi düşünceleriymiş gibi size çekilmelerini sağlayacak güçlü düşünceleri onların zihnine nasıl sokacağınızı öğreneceksiniz. Etkili mi?…Güçlü mü? Kesinlikle. Elinizde güçlü bir silah var, güçlerinizi bilgece kullanın.

HER YANIMIZI ÇEVRELEYEN ENERJİ

Yaşam enerjisi düşüncelerimizle şekillenir ve gerçekliğimizi bununla şekillendirir. Yaşamınızdaki olaylar kendi seçimlerinizin sonucudur. Düşüncelerinizle yaşamınızı bilinçli bir şekilde öğrendiğinizde, bunun nasıl olduğunu göreceksiniz. Garajınıza kırmızı bir ferrari’nin park edildiğini hayal edip dışarı bakarsanız arabayı göremezsiniz. Zihniniz daima size istediğiniz şeyi verecektir ama olaylar ve etrafınızdaki gizli enerjiler vasıtasıyla. Hedefleniz gerçekleşir ama sabırlı ve neyi istediğinizi bilmek zorundasınız. Enerji bir sonuç için şekillendirilir. Düşüncelerimizle realiteler yaratırız çünkü düşüncelerimiz saklı enerjiler arasında dolaşır ve düşünceler somut formlara dönüşür. Olumlu düşünme olumlu enerjileri ve çoğu zaman olumlu sonuçları kontrol altına alır. Bu, enerjinin en kolay kullanımıdır. Ama çaba gerektirir, olumlu düşünme gerçek psişik ya da zihinsel kontrol kadar etkili ve yoğun değildir. Dayanılmaz güce sahip olan için saklı enerji dalgalarının kontrolünü ele almanın üstün bir tekniği vardır.

İMGELEME 

Düşüncelerinizin yaşamınızı ve çevrenizi ustalıkla idare etmesi için iç görünüzü kullanarak bunun içinizde olduğunu görmelisiniz. Bu kavrama imgelem denir. Ve zihin gücünüzü geliştirme çalışmanızın temelidir. Zihin gözüyle görmeyi öğrenmek zorundasınız. Daha ileride ne imgelerseniz onu hissedebilmeli, dokunabilmeli ve koklayabilmelisiniz. Zihninizde bir hedefinizin gerçekten oluyormuş gibi gördüğünüzde, etkili bir şekilde zihninizi kandırırsınız. Zihin gözünüz zincirleme etki oluşturur. her şeyin başladığı nokta burasıdır. İmgelemeniz işi başlatır ve sonra zihninizin bir parçası olayları etkiler. 

BEYİN FREKANSLARI VE BEYİN BAŞLATICILARI

Beyniniz bir radyo gibidir… elektrik dalgalarını alır ve yayar. Frekanslar, elektrik faaliyetlerinin ölçüldüğü ve grafiğinin çıkarıldığı aralıklardır. Her şey bir ölçüde frekans yaydığı için frekanslar etrafınızı sarar ve bedeninize bile nüfuz eder. Yeryüzünün ise kendine özgü frekansları vardır. 

Bedeniniz hareket ettiğinde, bu hareketler etrafınıza iletilir. İyonosfer katmanı (buna iyonosferik kovuk da denir) yaklaşık 9.5 cps’lik(saniyedeki devirler, 7.5 civarındaydı ama şimdi çok hızlı şekilde artıyor) frekansa sahiptir. Bedeniniz 6.8 ve 9.5 Hz arasında titreşiyor. İskeletiniz ve iç organlarınızın birbiriyle uyumlu hareketleri yaklaşık 8 ile 9 cps hızındadır. Bu da şu anlama gelir: bedeniniz ve iyonosferik kovuk toplamda eş zamanlı hareket eder. 

Gezegenle birlikte yankılanırsınız ve birbirinizle enerji alışverişinde bulunursunuz. Ne kadar uzaklıktan enerjinizi yeryüzünün elektromanyetik kovuğuyla paylaşabilir ve enerjinizi yayabilirsiniz? Yaklaşık 40.000 km. ya da gezegenin yaklaşık tüm çevre uzunluğu kadar. Başka bir deyişle, zihninizden ve bedeninizden gelen sinyaller bu iyonosfer kovuğu vasıtasıyla tüm gezegene yaklaşık saniyenin yetmişte biri kadar hızda yayılır. İnsan bedenleri ve çevre arasındaki frekans bağı nedeniyle güneş/ay/fırtına/gökgürültüsü ve insan davranışlarındaki değişiklikler (mesela: dolunay deliliği) arasında bir ilişki vardır. Hatta benzer ilişki güneş ışınları ile hisse senedi fiyatları arasında da buna benzer bir ilişki vardır. Sadece biz çevremizi etkilemiyoruz, çevremiz de bizi etkiliyor. Çünkü her ikimiz de aynı frekansta (7-9.5 cps) titreşiyoruz. Ya da daha iyi bir ifadeyle biz ve gezegen aynı şekilde frekans değiştiriyoruz. 

Zihin gücü tekniklerini uygulamaya başladığınızda düşünceleriniz “bulanık geçici arzular” peşinde olmadığında isteğiniz somut ve gerçek olur. Zihnin frekanslarını anladığınızda başkalarının düşünce dalgalarının da kolaylıkla sizinkiyle uyumlu olduğunu göreceksiniz. Gezegensel frekans arttıkça sizin kişisel frekansınız da artacak. Bu nedenle, gerçekleştirme gücünüzü daha kolay ve daha hızlı kullanabileceksiniz. Bu noktadaki şunu bilmelisiniz ki içinde bulunduğumuz gezegenin modern zamanı zihin gücünüzü geliştirmek için en iyi zamandır.

İnsan beyninin yaptığı zihinsel aktiviteye göre belli frekansları vardır.

BETA: 14-30 cps – zihin fiziksel bir aktivite ile meşgulse ya da tetikteyse
ALFA: 7-13 cps – hayal kurduğunuzda ya da düşüncelere daldığınızda
TETA: 3.5-7 cps – uyuya kaldığınız an
DELTA: 0.5-3.5 cps – en derin uykuya daldığınız an

Frekansları Teta’dan Alfa’ya be Beta’ya değişmesine dikkat edin. Nasıl arttığını fark ettiniz mi? Gezegenin frekansı artıyor…bu gezegeninde uyandığı anlamına gelir mi?…içinde bulunduğumuz zamanlara bakarsak ilginç bir düşünce! Tüm bu farklı durumlara 24 saatlik zaman diliminde girebilirsiniz (uykusuzluk hastalığınız yoksa). Yüksek ölçüde gelişmiş bir zihniniz varsa, bu frekanslara istediğiniz an bilinçli olarak girebilirsiniz. Bu kitabı uygulamaya soktuğunuz an sizin de bunu başarabileceğini umuyorum. Böylelikle her türlü beyin durumuna göre yükseltilebilir ya da alçalabilirsiniz. Beyin dalgalarınız 7 cps ise, bu düşük alfa ya da çok yüksek teta olarak düşünülebilir. Beyniniz bu farklı durumlara girdiğinde olayları farklı bir şekilde deneyimlersiniz.Düşüncelerinizin sizin ve çevreniz üzerinde farklı etkileri olur.

Alfa ve Teta durumu özellikle en yararlı olanlarıdır ve bu iki beyin durumuna daha çok başvurulur. Beyin durumu ne kadar düşerse kafanız o kadar rahattır. 

Bu beyin durumlarına ulaşmak;

1. Beyin dalgalarınız iyonosferin doğal frekansına daha yakın olacaktır…yani çevrenizi lehinize kullanmak ve etkilemek daha kolay olacaktır. Çevre derken bulutlardan, yerden, ağaçlardan bahsetmiyoruz…yaşadığınız alanı kapsayan mekanı,enerjiyi,zamanı kastediyoruz. 

2. Zihninizi kullanmak için farkındalığınız ve yeteneğiniz daha kolay ve daha güçlü hale gelecektir. Bu tüm zihin gücü çalışmanızı etkileyecektir. Farkındalığın çeşitli hallerine ve bilincin çeşitli aşamalarına ulaşabileceksiniz.

3. Kalp atışınız yavaşlayacak ve bedensel fonksiyonlarınız rahat konuma gelecektir. Unutmayın giriş bölümünde içsel bedensel fonksiyonlarınızla bilinçaltınız nasıl ilgileniyordu? Zihninizin uğraşacağı bir sürü işi var, hücre bölünmesinden tutun, kan pompalamaya, sinir uyaranlarını analiz etmekten anı depolamaya kadar bir sürü şey. Zihniniz kesinlikle meşguldür ve tüm bunlar olurken sizde başka şeylerle uğraşıyorsunuzdur. Bunları düşünmenize bile gerek yoktur. Temel olarak, beyin dalgalarınız yavaşladıkça ve zihniniz daha da rahatladıkça bedeninizde rahatlar. O zaman zihniniz bedeninizle daha az uğraşır. Farkında olmayan zihniniz teknikleriniz üzerinde daha çok vakte sahip olur. Beden rahatladığında beyninize daha fazla kan pompalanır ve beyin daha fazla beslenir. Bunun tam tersi beden rahatlamayıncaya kadar bu teknikleri uygulayamayacağınız anlamına gelmez. Enerji seviyeniz açısından bazı şeyleri kolaylaştırmak için teknikleri boş mideyle deneyin (aç değil, boş) farkı hissedeceksiniz.

4. Beyin dalgalarınız yavaşladıkça daha iyi odaklanırsınız. 

5. Siz beyninizin farklı bölümlerine ve fonksiyonlarına ulaşırken bu konuda eğitimsiz olanlara fark atarsınız.

Bazılarınız bu beyin durumlarına ulaşmanın oldukça zor olduğunu düşünebilir. “Beyin dalgası senkronizasyon sağlayıcılar” ses bantlarıdır, hipnozdan, bilinçaltı çalışmalarına ve yeni çağ müziğine kadar çeşitlenirler. Hiçbiri gerekli değildir ama kendinizi rahat hissediyorsanız kullanabilirsiniz. Meditasyon yapmanın binlerce yolu olduğu gibi “aşağıya inmenin” de binlerce yolu vardı sır şudur: kendi yolunuzu bulmaktır…kendi yolunuz doğru yol olacaktır. Zihin güzünüzü kullanma biçiminiz parmak izleriniz kadar eşsiz olacaktır! Bu kitap size harika teknikler verecektir ama siz kendi varyasyonunuzu bulacaksınız. Ben kesinlikle size bunu tavsiye ediyorum, kendi tarzınızı bulamazsanız yaratıcılığınızı kısıtlıyorsunuz demektir. 

Yalnızken beyin dalgalarını yavaşlatma sanatını geliştirmek için daha fazla vaktiniz olur. Kalabalıkta iken, kolaylıkla derin durumlara geçemezsiniz çünkü çok fazla uyaran vardır. Bu engeli aşmak için beyninizi önceden programlayabileceğiniz bir teknik vardır. Bu teknikle kalabalıkta bile derinlere inebilirsiniz. Buna “çapalama” veya “anahtar” denir. Böyle bir şeyi yıllardır duymadığınız bir şarkıyı duyduğunuzda yaşamışsınızdır…bu şarkı geçmişteki bir anı tamamen hissetmenize ya da hatırlamanıza sebep olur. Müzik o zamana sizi çapalamıştır. Zihin gücü tekniklerini uygularken belli bir beyin hali için bir çapa kullanabilirsiniz. Böylelikle o beyin haline şarkı örneğindeki gibi çabucak ve kolayca girebilirsiniz.

Zihin gücü tekniklerini kullanacağınız en önemli beyin hali alfa mesafesi ve teta mesafesidir. Becerinizi önce alfa mesafesinde geliştireceksiniz. Beyniniz bu mesafeye geldiğinde rahatlamış olacaksınız, hayal kuruyormuş gibi. Bu ilk anahtardır. Bu halde iken düşünceleriniz zaman ve mekan engelini aşar. Düşüncelerinizi evrene gönderebilirsiniz. Düşünceleriniz vardığı yerde engelleri rahatlıkla aşabilir. Yani düşünceleriniz bir başkasının düşüncelerine rahatlıkla karışabilecek yeteneğe sahiptir. Bu halde kişiyi programlayabilirsiniz. Beyninizi alfa durumuna getirmek zihninizi lehinize kullanmanın ve etkilemenin ilk anahtarıdır.

DAHA YÜKSEK BOYUT SEVİYELERİ 

Boyutlar kavramını anlamanız bu tip çalışmaları yürütmeniz açısından çok önemlidir. “Boyutlar nedir?” sorusuna cevap vermek zordur. Bilim adamlarının kendilerine göre fikirleri vardır ve sadece teoriden ibarettir. Boyut kavramı yüzlerce sayfalık derin bir kavramdır. Anlamanız gereken ilk şey tüm yüksek boyut seviyeleri birbirine kaynaşmıştır. Biri bir başka boyuta yükselmekten bahsettiğinde (bu konuda konuşacak çok fazla insan yoktur) bu dikey olarak yukarı çıkma anlamına gelmez. Farkındalığı değiştirecek yüksekliğe çıkmak anlamına da gelmez. Yüksek boyutlar yukarıda, aşağıda, civarda, içinde, yani sizin içinizde ve etrafınızdadır. Hepsi bir kekteki malzemeler gibi birbirine karışık haldedir. Tabii ki bu, siz kendiniz etrafınızdaki 3.boyut dünyasından başka yüksek boyutlardasınız anlamına da gelir.

Şu an 3.boyutta olduğunuz kadar 10.boyuttasınız da. “Boyut” kelimesi realite seviyeleriyle ilgili kavrama verilen isimden başka bir şey değildir. “3” ise etrafınızdaki dünya’yı tasvir etmek için kullanılır. Siz 3.boyut dünyasına ayarlısınız. Eğer yüksek diğer boyutlarda da bulunuyorsak neden onları göremiyoruz ya da deneyimleyemiyoruz?

Göremez ya da deneyimleyemezsiniz çünkü bunlara ayarlı değilsiniz. Tıpkı televizyona benzer bu durum eğer kanal4’e ayarlanmışsa kanal 11’i göremez ya da deneyimleyemezsiniz. Daha basit kelimelerle ifade edersek, boyut dünyalarının arasındaki fark dalga uzunluklarıdır. 3.Boyutun bellik bir dalga uzunluğu vardır ve siz buna ayarlısınız. Başka bir boyutun dalga uzunluğuna ayarlı olsaydınız şu anda içinde bulunduğunuz yerden başka bir dünyayı görecek ve deneyimleyecektiniz! Dalga boyu anahtardır ve nadir bilinen bir bilgidir. Tıpkı televizyon kanallarını ayarlamak gibi farklı boyutlara ayarlayabilirsiniz kendinizi, tabii nasıl yapacağınızı bilirseniz.

Etrafınızdaki 3.boyut dünyasında bulunan tüm nesneleri ölçerseniz ortalama dalga boyu 7.23 cm. olacaktır. Kuantum fiziğinde, her nesne partiküllerden ya da dalgalardan (ses)(dalga boyu) oluşur. Ölçülebilir kendi sinüs dalgası “imzası”na sahiptir. Bu ortalamasıdır ve ayarlı olduğumuz 3.boyut evreninin dalga boyudur (7.23 cm.). Tibet veya Hindu öğretilerinde bu OM sesidir. Bilincinizi başka bir dalga boyuna getirince, etrafınızda gördüğünüz şeyler yeni dünyanın dalga uzunluğuna göre değişecektir. Nerede olduğunuza ve hangi dalga boyu uzunluğuna ayarlı olduğunuza göre hayat bu farklı boyutlarda değişik olacaktır. 3.boyutta insanların olması gibi, daha yüksek dalga uzunluklarında da yaşam ve bilgi bolluğu vardır. Bilim adamları gezegenlerde hayat tespit edememişlerdir. Anlamanız gereken şudur ki bunlar üzerinde çalışan bilim adamları bu gezegenlere 3.boyut dalga uzunluğuyla bakıyor 3.boyut dünyasında yaşıyor ve teleskop, bilgisayar, radar, lazer gibi bir sürü 3.boyut araçlarla çalışıyorlar. Yine de başka dalga boyuna ayarlanamazlar ve gezegenler üzerinde farklı dalga boyu üzerinde çalışırlar. O dalga boyuna ulaşabilselerdi soğuk ve kıraç gezegen tanımlamalarından başka daha farklı bir şeyler bulurlardı. Taş devri 3.boyut dünyasına ayarlıyken aşınmış kaya parçalarının güzelce hizalandığını görürdünüz. Ama farkındalığınızı başka bir dalga boyuna ayarladığınızda çok daha farklı bir şey göreceksiniz. 

Mısır’daki piramitler 3.boyut dalga boyundan bir mimarlık harikası olarak görülür. Ama farkındalığınızı bir dalga boyuna ayarladığınızda, piramitler karmakarışık görünmez, tamamen farklı bir şey olarak görülür. 

Dünyamız oldukça yeni bir şeye dönüşüyor. Doğal kaynaklar, ozon tabakası, yağmur ormanları, kimyasallar, hastalıklar, nüfus artışı hep kötüye gidiyor. Aslında olan şey şu; dünya daha yüksek dalga boyutuna geçiyor. 7.23 cm’lik dalga boyu yavaş yavaş soluyor ve yeni bir dalga boyuna gidiyoruz. 4. boyutun 10. ve 12. arasındaki seviyelerine geçmek üzereyiz. Bu seviye “isa bilinci” (koşulsuz sevgi, şefkat, şükran) olarak da bilinir. Bundan dolayı “tüm gözler üzerimizde” yüksek boyut seviyelerindeki varlıklar izliyor, bekliyor ve gözlemliyorlar (müdahale etmeden).

Beyin dalgalarınızı değiştirdiğinizde “dalga boyu farkındalığınızı” da değiştirmeye başlarsınız. Farklı dalga boylarına ayarlanmaya başlarsınız. Beyin dalgalarınızı değiştirmek demek bir başka boyuta tamamen geçmenin yolu değildir. Ama beyin dalganızı değiştirdiğinizde farkındalığınızı da hafiften değiştirirsiniz ve 4.boyut parladığında 3. boyutun sisi biraz kalkar. Düşünceler hemen belirir. 4. boyut dalga boyuna ayarlandığınızda ve orada sabit kalabildiğinizde bir şey düşünmek zorundasınız ve düşünceleriniz anında kendini yaratacaktır. Ama şu anda önemli olan şey farkındalığınızı biraz değiştirdiğinizde düşüncelerinizin dünyanızda küçük hızlı bir etki bıraktığıdır. 

NEYİ GÖRÜYORSANIZ ONU ALIRSINIZ

İmgeleme işin sırrıdır. İmgeleme fikrinin sizi uçurmasını izin vermeyin. İmgelem yapmak gereklidir çünkü zihin gücünüzü bu şekilde kullanırsınız. Zihninizde bir şeyi doğru bir şekilde görmeyi bilirseniz dünyanızda bunu gerçekleştirebilirsiniz. Daha önce bahsedildiği gibi daha yüksek bir boyuttaysanız zihninizde yarattığınız düşünceleriniz ya da imgeler hemen çevrenizde gerçekleşecektir. İmgeleme fikri insanları şaşırtır oysa bu kavram insan hayatında sürekli kullanımdadır.

Mesela; teknik bir ressam bir evi tasarlarken neye benzemesini istiyorsa onu hayal etmek zorundadır. O zaman bu tip bir imgeleme “ezoterik” görülmez. 

Zihniniz düşüncelerinize itaat eder ve arzunuzu gerçekleştirir. Zihninizin aynı parçası tüm fiziksel fonksiyonlarınızın sorumluluğunu alarak kozmosla ve etrafınızdaki enerji alanlarıyla nasıl iletişim kuracağını bilir. Zihin gözünüzle bir şey gördüğünüzde (imgelemenizle) yüksek benliğiniz işe koyulacak ve bunu sizin için gerçekleştirecektir. Zihniniz zihin gözünüzde neyi tuttuğunuza dayanarak düşüncelerini oluşturur. Yani acil durumlar, aksilikler ve sorunlar olabilir. Hepsi imgelemeyle çözülebilir ama becerinizi yaşamınızın tek bir aşamasında kullanmak isteyeceğinizi anlayacaksınız. Ben çok önemli şeyler için kullanırım diğer şeyleri “akışa” bırakırım. Araba kullanırken tüm yeşil ışıkların yandığını imgelemekle vakit kaybetmem…bunlar önemli değil. Sizinde yapmanız gereken bu; neyin önemli olduğunu bulun ve bilginizi bundan yana kullanın. 

Teknikler üzerinde iyileşene kadar tek bir kişi üzerinde odaklanmak en iyisi olacaktır. Biraz pratikle, başka bir sürü insan üzerinde de kolayca etki sahibi olabilirsiniz. Kitaptaki teknikler pratik yapar ve kullanırsanız işe yarar. Çalışmaya başladığınızda pratik yapana kadar imgeleme yeteneğinizin sınırlı olduğunu fark edeceksiniz. Sesleri imgelemede zorlanabilirsiniz. Etkili imgeleme için sessiz bir yerde olmalısınız. Çevreniz sessiz olmalı. İmgelemeyi öğrenmeye başlamanın en iyisi ışıkların olmamasıdır. İlk başta yapmanız gereken tek şey gözlerinizi kapatmaktır. Neticede, gözlerinizi açık tutabilirsiniz (kalabalık yerlerde) ve imgeleme beceriniz gün ışığında da gelişecektir.

Çevrenizde dağınıklık olmamalı, rüzgar esmemeli, yüksek ses ve diğer bölücü şeyler olmamalı. 

Unutmayın imgeleme üzerine olan bu bölüm önemlidir önce bundan başlayın ve bunu uygulayın. 

Her gün en az üç kez ve her seferinde 15 dakika olmak üzere imgeleme üzerinde çalışmalısınız. Oturarak imgeleme yapmak daha iyidir. Uzanırken fazla rahatlayarak uyuyabilirsiniz. Ayrıca dik olacağınız için imgeleme yaparken iç realitenizde dikey konumda olmak imgelemeniz açısından daha iyi sonuç verecektir. Özel bir pozisyona gerek yok. Sadece oturun.

İstenen kişi veya olay üzerine imgeleme yaparken zihninizde gerçekten oluyormuş imgesini yaratın. İlk başta zor gelecektir. Ama etkilerini yaşayacaksınız. İmgeleme üzerindeki becerim o kadar gelişti ki gözlerim açıkken bile zihnimde 3. boyut dünyasındaki şeyler kadar gerçekçiymiş gibi şeyleri görebilirim. Başkalarının göremediği sadece kendimin görebildiği bu dünyada kendi imgelerimi yaratarak eğlenirdim. Bunu hayatımı şekillendirmek için kullanabileceğimi bilmiyordum. Etkilerini gördüğümde ise çok şey değişti.

Zihninizde durumları gerçekten oluyormuş gibi imgelemek aşağıdaki noktaları hesaba katarak pratik gerektirir. İmgelemeye başladığınızda kendiniz olayın bizzat içinde olun. Kendini bir filmde izliyormuş gibi uzaktan izlemeyin. İmgelerken bir aynaya bakmadığınızın sürece yüzünüzü görmeyin. Tıpkı günlük yaşamın içindeymişçesine hayal etmelisiniz. Sokakta kendinizi yürürken imgeliyorsanız yüzünüzü, başınızı ve sırtınızı göremezsiniz…aşağıya bakarak bacaklarınızı, kollarınızı ve tıpkı “gerçek” yaşamda olduğu gibi göğsünüzü görebilirsiniz. 

Küçük bir pratikle başlayın. Gözlerinizi kapatın ve geçmişteki bir anınızı zihninizde canlandırın. Detaylar konusunda endişelenmeyin. Pratikle netleşir. Şu anda gitmeyi istediğiniz yerleri imgelemeye çalışın. Bir yerde çalışıyorsanız iş yerinizde olduğunuzu imgeleyin. 

Başlangıçta fiziksel gözlerinizle imgeyi gerçekten göremezsiniz. Zihninizde, hayal gücünüzde var olur. Fiziksel gözleriniz, göz kapaklarınızın içindeki “siyahlığı” görür. İmgeleme yeteneğiniz pratikle daha iyiye gider bu yüzden acele etmeyin. Gerçekten oluyormuş hissini yaşamanız gerektiğini unutmayın. İlk başta iyi olamayabilirsiniz ama zihninizi buna inanması için kandırabilirsiniz. Şöyle ki; yüzünüzdeki hafif bir sırıtışla zihninizi kandırın ve bu becerinin çok kolay olduğunu düşüncenizde belirtin. O kadar kolay ki gerçek dünyaymış gibi hayal edebilirsiniz. Geliştikçe yüzünüzdeki sırıtış doğal bir biçimde olacaktır çünkü bu harika yeteneğe sahip olmaktan büyük mutluluk duyacaksınız…aynı zamanda koku, dokunma, tatma ve hissetme gibi duyularınızı kullanarak da zihninizi kandırabilirsiniz. Güzel bir yerde olduğunuzu hayal ediyorsanız sadece görmekle yetinmeyin koklayın, dokunun, duyun, duygusal açıdan hissedin. % 100 gerçek olmayacaktır. Ama zihniniz yeterince çaba sarf edecektir. İş yerini hayal ediyorsanız hissedin duvarını masaları kapıları havayı koklayın fotokopi kokusunu koklayın iş yerinde olduğunuzu hissedin. Zihin gözünüzle bir şey yaptığınızı ya da bir yerde olduğunuzu yarattığınızda bilinçaltı zihniniz işe girişir. Ve yaşamınızdaki realiteyi şekillendirmeye başlar. Zihninizde patronunuzun sizi kovduğunu görürseniz, ertesi gün kovulmazsınız. Ama buna devam ederseniz er ya da geç başınızı derde sokarsınız. 

Deli gibi imgeleme yapın, ilk 2 hafta sıkı tutun hedef belirleyip çalışın 2 haftalık pratikten sonra daha ileride olacaksınız 2 aydan sonra şu anda bulunduğunuzdan çok daha ileride olacaksınız. Kendinizi motive edemiyorsanız o zaman şansınız yok, bu satırları okumayı başkalarına bırakın.

Günde 3 kez 15’er dakika imgeleme öneriyorum. Daha fazla yaparsanız hızlı bir gelişme kaydedersiniz. Sizden yapmanızı istediğin ilk şey (tabi ki istediğinizi yapmakta özgürsünüz) imgelemedeki ilk 5 dakikanızı zihin gücüyle ayartmak için kullanın. Ya da bir nesne üzerine odaklanıp tüm duyularınızı kullanarak onu hatırlama üzerine olsun. Belki bir yanınızda bir köpeğin oturduğunu imgelenebilirsiniz. Ona uzanıp evcil hayvanınızmış gibi onu okşayabilirsiniz. Postunun kokusunu alabilirsiniz hatta köpekle yürüyüşe çıktığınızı bile hayal edebilirsiniz. Karşınızdaki masada bir portakal imgeleyebilirsiniz. Onu alır kabuklarını soyarsınız. Suyu yüzünüze sıçrayabilir ve sonra onu midenize indirebilirsiniz tabii çekirdeklerinin çıktığını hayal etmeyi unutmayın. Sonra da bir kedinin portakal kabuklarını kokladığını ve yüzünü ekşiterek koşturduğunu hayal edebilirsiniz. Bu kitabı hayalinizde canlandırabilir bir masanın üzerine koyup sayfalarınızı çevirdiğinizi hayal edebilirsiniz. Bu ilk 5 dakikalık süreçte neyi imgeleyeceğinizi size bağlı. Pratik insanların en çok yapmak istediği ama yapmaktan en çok kaçındığı şeydir. Bu nedenle, dışarıda sadece bir usta ve bir yığın vasat insan harika zihinsel yeteneklerden yoksundur.

İmgeleme pratiğinde daha iyi hissettikçe pasif imgelemekten ziyade aktif imgelemeye geçin. Portakal imgesini kullanmışsanız o zaman portakal kabuklarını sınıfınızdaki tahtaya fırlatın ya da portakalı bir arabanın tekerleğinin altına koyun ve suyunun fışkırdığını imgeleyin! Zihin gözünüz her seferinde daha yaratıcı olacaktır. En iyisi yaratıcılıktır ve bu konuda gerçekten iyi olmak için en önemli yoldur. 

Neyi imgelediğinizin ve pratik seanslarının nasıl olduğunun kaydını mutlaka tutmalısınız. Ne üzerinde çalışabileceğinizin listesini yapın. Uzaktan kumandayla televizyonu açmak gibi alelade bir şey bile pratik seansında yaratıcı bir imgeleme olabilir. Hayalinizde kumandayı elinize alın, onu görün ve hissedin. Bir düğmesinin üzerinde ne yazdığını görün. Sonra aktif olun ve imgeyi değiştirin. Düğmenin üzerindeki kelimelerin farklı görünmesini sağlatın ses + düğmesi yerine kırmızı duvarlar yazdığını görün basın düğmeye etrafınızdaki duvarlar kırmızı olsun. Kanal düğmesi tuşunun üzerinde kelepçe yazısını görün. Düğmeye basın ellerinizin kelepçelendiğini hayal edin. Başka düğmeye basıp kelepçeleri açı, kelepçeleri ellerinizde hissedin, televizyona fırlatın, ekran çatlamasını duyun. İmgelem üzerinde çılgınca şeyler düşünün çünkü imgelemede ne kadar yaratıcı olursanız, zihin gücü becerilerinde o kadar hızlı ve kolay ilerleme kaydedersiniz. 

İlk imgeleme seansında yapmanız gerekenler bunlardır.

NEYİ GÖRÜYORSANIZ ONU ALIRSINIZ II.

Beyin dalgaları ile bölümde bu tekniklerin etkili olması için özel bir algı haline geçmenin önemli olduğundan bahsedilmişti. Olağan uyanık beyin halinde de başarılı olabilirsiniz ama daha düşük beyin haline geçtiğinizde etrafınızdaki realiteyi lehinize çevireceğinizi vurgulamıştık. Unuttuysanız hatırlatalım: Uyanık durum BETA durumudur. Beyniniz 14-30 Hz (hertz) aralığında frekans yayar. Gözleriniz kapalı ve imgeleyerek dinlenme durumunda ALFA durumunda (7-13 cps) olursunuz. Bu Alfa durumu etkilemek istediğiniz kişi üzerinde ayartma tekniklerini kullanmak için çok elverişlidir. Düşünceleriniz daha fazla güçle daha net bir şekilde o kişiye ulaşacaktır. Teta durumunda olmak da aynı güce sahiptir. Hatta daha güçlüdür ama başarması sıradan bir insan için çok zordur. Bazı insanların Teta durumunda bilinçli olmayı öğrenmesi yıllarını alıyor ve bazıları bunu hiç başaramıyor.

Uykudan az önce beyniniz Teta durumundadır. Uykuya geçme halini genellikle hatırlayabilirisiniz; sadece bir dakika geçmesine rağmen odanızdaki müziğin uzun süre çaldığını hatırlayabilirsiniz.Çok derin Alfadaysanız Tetaya yaklaşıyorsunuz demektir. Ama tam Teta anı Amnezi Noktasıdır. Gezegendeki birçok insanın nadiren hatırladığı bir andır. Genellikle uyandıklarında bilinçlerinin bilinçsiz uykuya geçişini asla hatırlayamazlar. Beden dışı seyahat de daha çok Teta durumuna giriş ve çıkışla Delta esnasında olur. Uykuya geçtiğiniz her gece bedeninizi bırakırsanız. Astral bedeniniz “kalkar” ve kendini fiziksel bedeninden “ayırır”. Genellik fiziksel bedeninizin 5-6 cm. yukarısında asılı kalır. Bunu asla hatırlayamazsınız. Çünkü fiziksel bedeninizden “çıkarsınız” ve beyniniz Teta haline geçtiğinde fiziksel bedeninize “geri dönersiniz” Amnezi noktası kontrol etmesi zor bir noktadır ama size bunun tekniğini daha sonra vereceğim çünkü zihni bu aşamada kontrol etme konusunda ustalaşmalıyız. Amnezi Noktası fiziksel bedeninize doğduğunuz esnada gerçekleşir. Bu hayatta bu bedene girmeden önceki hayatınızı hatırlamamanızın nedeni budur. Teta durumunu kontrol etmeye başladığınızda önceki yaşamlarınıza ait şeyleri hatırlayabileceksiniz. Ama Tetadaki düşüncelerinizi ulaşırsanız bunlar hemen gerçekleşir ve bu nedenle kontrolsüz olmanız bu durumda sabit kalamadığınız taktirde sorunlara yol açabilir. Bu noktada Teta durumu ile Alfa durumu arasındaki zihin gücüyle hissetmenin farkını açıklayalım… Alfa durumunda parmaklarınızla birine bir biçimde dokunduğunuzu imgelerken, karşınızdaki kişi düşüncelerinde bu sıcak ve hafif dokunuşu hissedecektir. Sanki fiziksel elinizle ona dokunuyormuşsunuz gibi dokunduğunuzu hissedecektir, çok gerçekçi olacaktır!

İşte düşünce dalgalarınızın bir başkasının zihnine böyle girer. Kafataslarının dışından gelen bu düşünce dalgaları, kafatası kemiklerinin 5 yerinde rezonans ya da titreşim yapar. Bu modele titreşim seviyesine inen (Alfa ya da Teta) Takyonlar “beş altın dalga” modeli denir. Bu takyonlar kişinin beynindeki sıvı kristal yapıyla iletim kurar. Takyonlar Deltonlar sağlar çünkü enerji toplarlar. Aynı zamanda karşıt madde ve madde yaratır. Bu ikili aksiyon olurken, elektronlar oluşur ve elektrikli vuruş beynin bir bölümüne ulaşarak düşüncede elektrikli etkiye dönüşür…Bu nedenle, kişi etkilendiğini algılar. Bu kristalimsi yapı kafa kemiğindeki kalsiyum kemiğinde bulunur (kafatasının içindeki katman etrafında). Bunların tümü organı geren kas alanlarına girer, mikro ayrık alanlara, elektron kabuklarına, faz boşluklarına ve Fourier dönüşümlerine gider. Bu bilgileri ilk defa burada okumuş olabilirsiniz; biz şimdilik kısaca bir özetleme yapalım;

Bu noktadan sonra teori biter, uygulama başlar. Tekniklerin nasıl işe yaradığını bilmeniz gerekmiyor, sadece işe yaradığını bilmeniz yeter. Bu bölümde bahsettiğim şeyler hangi gizemler üzerinde duracağınızla ilgili ön bilgilerdi. Bu çalışmanın merkezine geçmeden önce çok önemli olan kavramlara tekrar göz atalım:

Düşünce realiteyi yaratır. Hiçbir şey bunu çürütemez. Köprüler, binalar hatta matematiksel incelemeler bile önce mucitlerinin düşüncelerinde var olmuştur.

Düşünce başkalarının zihinlerini ve dünyevi olayları imgelemeyle etkileyebilir. İmgeleme ne kadar netse ve imgeleme esnasında duyular ne kadar net kullanılırsa o kadar güçlü olur.
Enerji (prana) düşünceleri güçle doldurur ve etkilerini büyütür. Enerjiyi lehinize kullanarak (bu konu daha sonra ele alınacak),düşüncelerinizden gerçeklik yaratacak kadar güce sahip olacaksınız. Tam beklediğiniz gibi şekilde olmayabilir ama içeriği aynı olacaktır. Zihin gücünüzü bir ev yaratmak için kullanmanız yoktan bir ev var edeceğiniz anlamına gelmez. Ama bir eve sahip olmanız için olaylara yol açarsınız. Mesela, size büyüleyici küçük bir dağ evini düşük fiyata satacak bir emlak komisyoncusuyla tanışabilirsiniz.

GÜCÜ ARTTIRMAK

Bu teknikleri anlayıp hayatınıza geçirmeye başladığınızda basit yöntemlerinin ötesine geçebilir ve daha fazla güç vermesini sağlayabilirsiniz. Aslında “okült” kabul edilen şeyler üzerinde ne kadar çok şey okursanız o kadar şey bulabilirsiniz. Önce zihin gücünü kullanmak için Teta seviyesi beyin dalgası aktivitesine nasıl yaklaşılacağını anlatalım. Tam bilinçli Teta manipülasyonu çok ileri bir konu olduğu için ve çok az insan tarafından başarıldığından çokta fazla üzerinde durmayacağız. Ayrıca, Teta durumundayken bilinçli kalabilirseniz, zihin gücünüz konusunda zamanınızı ziyan etmek istemeyeceksiniz. Beyin dalgaları uyumadan az önce Teta frekansı yayar. Bu Teta beyin durumu ile zihin temelli teknikleri çalışmak pratik açısından çok kolaydır. Bu asla seçim tekniklerinizden bir olmamalıdır, çünkü sadece Alfa çalışmanızı güçlendiricidir (iyi bir güçlendirici). Prosedür her zamanki Alfa imgelemenize devam etmektir ama bunu gün içinde ya da akşam seansında yapmak yerine yatakta uyumaya hazırken yapın. Uyumaya hazır olduğunuza, kalkmayacağınıza, alarmı kurduğunuza vs. emin olun. Çok basit… uykuya çekilirken elinizden geldiğince imgelemenize devam edin. Daha öncede söylediğimiz gibi uykuya geçmeden önceki tam anı hatırlayamayacaksınız. Ama düşüncelerinizde kalan son kalanın imgelemeniz olmasını sağlayın. Tabii ki, bunu zorlayamaz ve bilinçli olarak birşeye dikkat etmeyi bekleyemezsiniz. Sadece imgelemenizi yapın ve kısa sürede uyuyacaksınız. Uykuya geçtiğiniz an Teta beyin dalgalarınız bu düşüncelere ya da imgelemelere nüfuz edecektir ve onları harika enerjisiyle yükleyecektir. Birçok durumda genellikle birkaç dakika içinde uyuyakalırsınız. Beden pozisyonunuzu değiştirir ve yaptığınız şeyi (düşünme, müzik…vs) bırakırsanız genellikle bunun nasıl olduğunu hatırlamazsınız. Bu yüzden bunu durdurması zordur. Pratikle ve kendinizi programlayarak, Teta haline ulaşıncaya kadar imgelemede kalın. Bundan sonra imgelemeyi bırakacaksınız (çünkü uyuyakalacaksınız) ancak tüm ihtiyacınız olan hızla Teta anını yakalamaktır. Unutmayın; Teta durumunda üzerinde çalıştığınız kişiye dokunursanız zihinsel dokunuşlarınızı gerçekmiş gibi hissedecektir.
Bu, imgelemeniz bu noktada sabit kalmayı başarırsa gerçekleşir. Çabuk ve hemen olacaktır. Yavaşça uykuya çekilirken (derin Alfa) Alfa çalışmanızı yaptığınızdan etkisi harika olacaktır. Bu Teta noktasında imgelemenize elektrik akımı vermek gibidir. Zihin gücü becerinizi kullanırken kendinizi geliştirmek için zaman ayırmanız çok önemlidir. Bu şekilde kendinize eşit zamanlarda eşit oranlarda zaman ayırıp çalışırsanız zihinsel ikna yeteneğinizle beraber kişiliğiniz de gelişecektir. Yaşamınızı geliştirecek imgelemeye zaman ayırın (iş, para, arkadaşlar, bilgi, hafıza…vs) imgeleme yaparken Alfa durumunda olacağınız için, kendi zihninizi de etkilemek için harika bir konumda olacaksınız ve bu nedenle önemli şeylerin diğer yönleriyle kendi realitenizi de etkileyebileceksiniz. Sadece olmak istediğiniz şeye hazır olduğunuzu (yeni bir araba, işitme gücü, insanların size saygılı olması, sağlık…vs) imgeleyin.
Zihin gücü çalışmanız başka boyutlara gitmek, beden dışı seyahatler ya da her ne üzerine olursa olsun öncelikle Hermetik Felsefesinden biraz anlamalısınız. Bu felsefe aşağıdaki prensiplere sahiptir;
1. Her insan belli bir dalga boyunda var olup yaşayan itici gücü hem alır hem de yayar.
2. Bu itici güçler eğitimli bir zihin tarafından algılanabilir.
3. İnsanın bilinçaltı zihni “evrensel” bilinçaltı ile bağlantılıdır. Her bireyin içinde tüm evrenin holografik kopyası vardır.
4. Bu seviyede aldığınız şeye sezgi denir.
5. “Bilme hissi” bu dalga boyuyla bir radyo gibi yayılır.
İlk bakışta bu 5 prensip size çok anlaşılır gelmemiş ve çok derin içerikli gelmiş olabilir. Aslında bunlar zihinsel gücünüz için kullanabileceğiniz etkili temel bilgilerdir. Evrensel Matrikse girmek için (Tanrı, tüm bilinç kaynağı) normalde yaptığınız şeyin “tam zıddı” görünecek şeyleri yapmanız gerekir. Bir şeyler umuyorsanız, henüz gelmemiş olan gelecekteki bir arzuyu ve belirsizliği ima edersiniz. Birşeylerin hayalini kuruyorsanız, geleceği sezinliyorsunuzdur ve bu belirsiz değildir. Bir şeyi ummakla hayal etmek (yaratmak) arasındaki ince çizgi budur. 3.boyut dünyasında somut bir şey istiyorsanız ve mantıken erişebileceğiniz bir şeyse, tüm yapmanız gereken bu isteğinizi bilinçaltına iletmektir. Bilinçaltı zihniniz dileklerinizi yaratacaktır, dilek bilincinizden düzgün bir şekilde yayılmışsa. İşte burada da ince bir çizgi var; arzunuzun başarılı bir şekilde bilinçaltı zihninize (evrenle bağlantılı) iletmek için bilinçli zihniniz bu arzu üzerinde egzersiz yapmayı bırakmalıdır. Sürekli devam eden arzu, dileğin oluşumuna engel olur. Sık sık vurguladığımız şey şudur; psişik istekler veya dokumalarınızı yaparken onu % 100 hissetmelisiniz, gerçekten şu anda oluyormuş gibi hissetmelisiniz. Küçük bir tüyo verelim; Rol ya da numara yapabilirseniz bilinçaltınızı kandırabilirsiniz. “Şu anda olduğunu” hissetmekte zorlanıyorsanız, gerçekten hissetmeye başlayana kadar hissediyormuş gibi yapabilirsiniz. Rol yapsanız bile şu anda oluşuyormuş gibi hissedebilirseniz şimdiki an farkındalığınızı gerçekten hissedeceksiniz ve imgelemeniz daha kolay olacaktır. İmgelemeniz gerçekleşene kadar hissi devam ettirin. İşiniz bittiğinde kendinizi kucaklayın ya da dokunun, içiniz gülsün, çalışmanıza ve eğitimize coşkunuzu katın.
Hermetik bilgiler çoğu yeni başlayanların uygulamakta zorlandıkları prensiplerdir. Arzunuzun fiziksel dünyada gerçekleşmeden önce var olduğuna inanmanızı gerektirir. Arzu edilen bir durum DİLİYORSANIZ ya da olacağını UMUYORSANIZ, otomatikman GELECEK zamanı düşünüyorsunuz demektir. Bir şeyi istediğiniz sürece onu hep isteyeceksiniz (3. boyutta), istekleriniz gelecekte merkezlenir ve bilinçaltının sonsuz şimdisine iletilemez. Bu nedenle “dilerseniz, alamazsınız”. İsteğinizi ummayın, gerçekten oluyormuş gibi yaşayın ve deneyimleyin. Bunu imgelemenizle yapın ve gün boyunca düşüncelerinizle bunu hissedin. Bilinçaltınız bilmek ve kesinlik vasıtasıyla aktivasyon ve yanıt bekleyen bir güçtür; “sınırsız güven”. Zihniniz düşüncenin duygusal kopyasını gerçekleştirdiğiniz sürece herşeyi gerçekleştirebilir. İşin sırrı hissetmektir. İstediğinize zaten sahip olduğunuzu hissederek arzunuzu elde edebilirsiniz.
Şimdi dirençle ilgili birkaç teknikten bahsedelim. Direnç meselesinin sizi rahatsız etmesine izin vermeyin. Kişi veya durumlarda, isteklerinizde direnç görüyorsanız direncin işaretlerinin farkında olmanız gerekir ve tüm fark edilebilir tepkileri not almanız gereken şeylerdir. Tepkiler veya direncin farkına vararak iyi ya da kötü hangi zihin gücü teknikleri ile yaklaşacağınızı bilirsiniz. Aslında iyi veya kötü ifadesi kullanılmamalıdır çünkü kötü olan birşey bile iyi bir işaret, bir farkındalık olabilir. Direnç görmeniz çabalarınızın sonuçsuz kaldığını göstermez. Eninde sonunda siz çalışmanıza devam ederseniz bilinçaltı zihinleri pes edecektir. Her insan ve durum farklıdır. Bu nedenle farklılığın tadını çıkarın çünkü bu sizin zihinsel yetenekleriniz iyileştirecektir yeni deneyimlere yelken açmanızı sağlayacaktır.
RADYONİKLER, PSİONİKLER, KUTSAL GEOMETRİ
Sıradan insanlardan saklı tutulan birçok teknoloji vardır. Bunun sebebi, bu teknolojilerle elde edilebileceklerin potansiyelinin sınırsız olmasıdır. Kesinlikle sınırsızdır! “Teknolojiler” kelimesiyle devasa elektronikleri, donanımları, bilgisayarları ya da milyar dolarlık makinelerı kastetmiyorum. Zihin temelli, eterik bağlantılı sunumlar ve bağlantılardır kastettiğim. Şu anda bunlar mantıklı gelmeyebilir ama mantıklı olduğunu göreceksiniz. Bu teknolojileri anlamanız için temel bilgileri paylaşalım:
Etrafınızda gördüğünüzden çok daha fazlası vardır. Uzun zamandır insanlığa empoze edilen sınırlar yüzünden fiziksel gözünüzle sadece fiziksel olanları görebilirsiniz. Eğer sınırları kaldırırsanız, fiziksel çevrenizden çok daha fazlası olduğunu görebilirsiniz. Birçok insan “başka görecek ne var ki?” diye soracaktır. Cevap şudur; “çok şey!” çevrenizde gördüğünüz şeyler sadece fiziksel değildir. Fiziksel niteliklerinin yanı sıra başka nitelikleri de vardır. Bunlar seviyelere ayrılır. Varoluşun bir seviyesi bu fiziksel olan seviyededir ya da fiziksel dilin sınırlarıyla daha düzgün tanımlanmış olur. Bu üçüncü seviyenin üzerinde daha çok seviye vardır. Sayılamayacak kadar çok aslında. Bu seviyeler kek yapmak için malzemeleri karıştırdığınız gibi birbirine bağlıdır ve karışmıştır.
Radyonik ve diğer taraftaki teknolojiler de aynı şeydir. İlgilendiğimiz diğer seviyeye genellikle “eterik” seviye denir. Aslında adı bu değildir. Ama ingiliz dünyası bu kelimeyle bu tanımı yapmıştır ve öylece kalmıştır. Daha önce duymuş olabileceğiniz bir başka seviye ise “astral” seviyedir. Seviyeler arasında da boyutlar ya da oktavlar vardır. Daha önce belirttiğimiz gibi fiziksel dünya üçüncü boyuttadır. Astral seviye ise dördüncü boyutun ilk ve ikinci oktavında bulunur. “Eterik boyut” astral seviyeye yakın ama biraz aşağısında ve üçüncü boyutla bağlantılıdır.
Etrafımızda gördüğünüz her şey bu fiziksel boyuttan daha yüksek seviyeleri kaplar. Bu noktaya gelmek için tüm fiziksel nesnelerin ve yapıların (insanlar dahil) eterik yapısı vardır. Hareket etme fonksiyonları olan sadece fiziksel bedeniniz değildir. Eterik bedeniniz de vardır; yüksek seviyelere çıktığınızda ya da fiziksel gözlerinizle bu seviyeleri görmek için kendinizi eğittiğinizde görünmez bedeniniz görülebilir. Tüm nesnelerin fiziksel bedenleri kadar eterik bedenleri de vardır. Arabalar, ağaçlar, kitaplar, yiyecekler ve gözlerinizle göremediğiniz müzik titreşimleri, kokular ve düşüncelerin bile eterik bedenleri vardır!
Düşünceler “eterik” ya da “astral” gibi yüksek seviyelerde var olur ve bu seviyelere girdiğinizde gerçekten görülebilirler. Beceri, pratik ve bilgiyle düşünceler de fiziksel dünyada görülebilir. Bu nedenle, nasıl olduğunu bilirseniz insanların gözü önünde birşeyin imgesini bile gösterebilirsiniz.
Unutmayın! etrafınızda gördüğünüz insan yapımı herşey önce düşüncede başladı. Bir tişörtü ele alalım mesela. Tişörtün dizaynı kişinin düşüncesinde başlar. Tişörtün kumaş yapısı ya da kimyasalları biri tarafından yaratıldıktan sonra başlar. Tişörtü yapan makinalarda daha önce biri tarafından (muhtemelen bir mühendis) düşünülüp düşünceler kağıda aktarılmış, sonra da yeni bir dizaynla makinaya dönüşmüştür. Düşüncelerinize bu açıdan baktığınızda bu çok ulaşılmaz görünmeyecektir. Zihniyetinizdeki sınırları kırmak için ilk adım budur.
Peki bu noktadan sonra Kutsal Geometri nedir? Zihniniz yeni seviyelere çıktığında düşünceleriniz ve düşüncelerinizi kullanış biçiminiz daha güç kazanır.
Kutsal Geometri ise herşeyin dilidir. Okul yıllarındaki geometri “kutsal geometri”den biraz daha farklıdır. Bu tip bir geometrinin şekillerle ve matematikle alakası vardır ama daha çok “kozmik” seviyede. Kutsal Geometrinin dikkat çeken tarafı herşey (HER ŞEY) geometriye bağlıdır. Geometri matematiksel olarak tanımlanabilir bu nedenle herşeyde matematik vardır…piramitlerden gözünüze kadar. Geometri evrendeki herşeyde bulunabilir ve kutsal geometriyi anlamak size tüm evrenin bilgisini verebilir. Kesinlikle bunun sadece tanımını yapmak bir sürü kitabı doldurur. O yüzden burada sadece birazcık tadına bakmış oluyorsunuz.
Herşeydeki geometriyi anladığınızda, hayatın nasıl işlediğini ve hepimizin nasıl kosmosa uyduğumuzu anlamaya başlarsınız. Herşey belirli geometrik bir şekilde yaratılmıştır ve geometrik özelliklere sahiptir…DNA’dan tutun, fiziksel hücrelere, ağaçlara, boyutlara, dillere, virüslere, müziğe, bilgisayarlara, kimyasallara, atomlara kadar. Bunlar evrendeki birçok şeyin öğeleridir, gezegenin etrafındaki enerji alanlarına kadar. Hücresel yapınızı ve DNA’nızı bile tanımlayabilirler, doğru bir şekilde bir araya getirebilirseniz. Hatta evrenin nasıl yaratıldığını bile gösterebilirler anlamasını bilirseniz.
Geometrinin en kutsal imgesi Yaşam Çiçeğidir. Çünkü içinde tüm yaradılışı barındırır. Herşey bu kutsal modelin kullanılmasıyla yaratılmıştır; müzikten dile, doğaya kadar herşey. Kutsal geometriyi hiç görmemişseniz ya da bilmiyorsanız size görünmez. Unutmayın; kutsal geometri kağıt üzerindeki boş imgeler değildir. Çoklu boyutlardaki hareketler ve oluşumlardır. Mesela Yaşam Çiçeği iç içe geçmiş yuvarlakların toplamıdır. Belli bir şekle hareket ettiklerinde formlarını değiştirebilir. En ilginç bulduğum şeylerden biri tüm dillerin alfabelerinin bu imajda bulunabilmesidir (Dan Winter’ın çalışmasına bakın). Bu nasıl baktığınız ve ne gördüğünüzle ilgilidir. Bu şeklin belli bir bölümünü seçtiğinizde ve döndürdüğünüzde açıkça ingiliz alfabesini ya da ibranice alfabesini görebilirsiniz. İncil’i orjinal dili olan ibranice’den bu imgeye çevirdiğinizde, İncil’in kutsal geometri şeklini alabildiğini görürsünüz. Bu şekil ayrıca bu gezegenin manyetik parçalarının yerçekimi gücünü de gösterir. Tüm kadim alanlar bile bu spiral hatların üzerindedir (Fibonacci spirali olarak adlandırılmıştır). Bu organik büyümeyi resmeden sayıların belirli ilişkisinden doğan matematiksel bir spiraldir. Tüm kadim tapınak ve yapıların plan ve sıralanışı üzerinde olduğunu ve Mısır’daki tek belli bir noktadan kaynaklandığını görürsünüz. Fibonacci spiralini tüm doğada da görürsünüz (Koçların boynuzunda, deniz böceklerinin kabuklarında, ayçiçeğinde çift spiral) ve üzerinde inceleme yaparsanız etrafınızdaki dünya ve müzik arasındaki bağdır. Bunun sizden neden saklandığını anlayamazsınız çünkü bu bilgiye tümüyle sahip olmak sizi çok güçlü ve aydınlaşmış bir insan yapar.
Dünya; şebekeler olarak adlandırılan enerji alanlarıyla çevrilidir. Gezegende farklı türde bir sürü şebeke vardır ve hepsinin geometrik şekli de farklıdır. Kadim insanlar tüm bu şebekeleri ya da diğer ismiyle Ley Hatlarını bilirdi. Şebekelere girebilirseniz bunlar doğal karşılıksız güç kaynaklarıdır. Nicola Tesla (radyonun mucidi) bunları biliyordu ve şaşırtıcı birkaç şey tasarladı (birçoğu bilmediğimiz duymadığımız şeylerdir). Halktan saklanan en büyük başarılarından biri gezegenin herhangi bir yerine elektrik yayabilmekti. Gezegenin belli noktalarına yerleştirilen 8 özel “jeneratörle” (tesla bobinleri)…bu enerji şebekelerine girebildi ve sonuçta tüm dünyaya yetecek tam bir elektrik gücü elde etti.
İlginçtir ki, bu “kuleler” kutsal geometri enerji noktalarıyla çakışan belirli şebeke noktalarına yerleştirilmiştir. Büyük birşey biliyordu ama bu icadı küçük görüldü (henüz!). Yine de Nicola dünyada büyük bir etki yaratmıştır. Duvardaki 60 Hz prize her fişi soktuğumuzda onun icadını kullanıyorsunuz (AC akımı). Küçük bir Tesla her yerde…her evde ve her işte. Nicola imgeleme konusunda bir dahiydi, kağıt üzerine dökmeden bile zihni harika derecede her icadı görebiliyordu. İşte bu yüzden ilk prototipi bile başarılı oluyordu. Bunu da icatlarıyla herkesin iyiliği için kullandı. Yine de en iyi çalışması insanlardan saklanıyor.

Peki bu bilgi ne kadar önemli? Kutsal geometri size olağanüstü yetenekler kazandırabilir ve onun sunacağı araçlarla başka boyutlara bile geçebilirsiniz!
Bedeninizin etrafı iki iç içe geçmiş tetrahedronlardan oluşan bir enerji alanıdır. Bu düz ölçü Davut’un Yıldızı olarak da bilinir (yine de bu imgenin bilgisi hala oldukça gizli tutulur). Üç boyutlu bir ölçüde, bu imge Merkaba ya da Merkabah olarak bilinen iç içe geçmiş tetrahedronların şeklinde bir enerji alanıdır. Etrafınızda bu alan vardır yine de aktive olmayabilir (gezegendeki yaklaşık sadece 3000 insanın tam aktif Merkaba alanları vardır). Çok gizli tekniklerle bunu aktive edebilirsiniz. Bu enerji alanı kendinizi daha yüksek boyutlara taşımanızı sağlayacak “aracınızdır”. Sırrını hiç vermeden, yapacağınız şey belli bir oranda (Fibonacci oranında) etrafınızda dönmektir. Belli bir orana ulaştığında (0.9 ışık hızı), bir disk gibi dışarı çıkar ve bu nedenle boyutlar arası yolculuk için zihniniz güdülenmiş olur! Yukarıda tanımladığım “dahili Merkaba” dır ve elektronik kullanımı gerektirmez. Daha çok belli nefes teknikleri, belli imgeleme teknikleri ve her yerdeki yaşama duyulan Sevgi gerekir.
Dönerek bu alan geldiğinizde, 50 metre fırlar. Bu Merkaba alanı sizin enerji\çakra noktalarınızla bağlantılıdır. Herhangi bir yogayla ilgili ya da Uzakdoğu’ya ait çakra tablosuna bakarsanız, “Kalp” çakrasına yerleştirilmiş çift tetrahedron geometrisini görürsünüz.
KOZMİK GÜÇ
Kozmik gücün kötü niyetler için kullanılamayacak bir teknik olduğunu bilin. Hedeflerinizin saf olmasını ve bu dileğini hak ediyor olmanızı tavsiye ederim. 
Aşağıdaki ifadeyi ezberleyin
Kozmik Güce (Allah’a) sesleniyorum ve ondan bana güç vermesini, beni korumasını ve bana rehberlik etmesini istiyorum.
Bu sihirli cümle kozmik gücün frekansına ve enerjilerine girmek için kullanmanız gereken cümledir. Bu ifadeyi bilmek kendinizi evrensel zekayla aynı frekansa sokmaktadır.
Ayrıntılar
Dik durun, ayaklarınız omuzlarınızın genişliğinde olsun ve elleriniz cennete dönük şekilde dua eder pozisyonunda olsun. Gözlerinizi kapatın. On kez yavaş derin nefesler alıp verin. Onuncu nefesiniz de yüksek sesle “kozmik güce sesleniyorum” sonra durun ve nefesinizi verirken şöyle deyin: “ondan bana güç vermesini, beni korumasını ve bana rehberlik etmesini istiyorum.” Bu cümleyi söylerken her kelimenin son derece farkında olun. Güç, koruma ve rehberlik kelimelerinin anlamını kavramalısınız. Sadece söylemekle sistem işlemez. Cümleyi 2 kere daha tekrarlayın. Üçüncü kere söylerken olağan dışı bir şey deneyimleyeceksiniz. Omurganızda bir elektriklenme hissedebilirsiniz. Yer titreyebilir. Bedeninizde sıcaklık ya da soğukluk sıçrayabilir bunun bir sebebi vardır. Ayakta durarak, nefes alarak, beyin dalganızı düşürerek ve bu cümleyi kurarak kendinizi otomatikman tanrı enerjilerine bağlayacak ve senkronize olacaksınız. Daha yüksek enerjilerle kendinizi aynı hizaya getirince ihtiyaçlarınızı kozmik güce iletmeniz daha kolaylaşır. 
Önemli not : Sihir cümlenin kendisi değildir. Kozmik güçle bağlantı kuran sihirli cümlenin arkasındaki anlam ve düşüncedir. Bu nedenle anlam yüklenmesi çok önemlidir. Yüksek sesle cümleyi söylerken hissedin ve serbest bırakın. Kozmik güçten ne dilediğinizi ne zaman istediğinizi bunu hak ettiğinizi tam olarak belirtin. Bu unsur çok önemlidir. Konuşurken eski bir arkadaşla konuşur gibi alçakgönüllü bir ses tonuyla konuşun. Süslü kelimelerden uzak durun. Dileğinizi söylerken zaten dileğinizin kabul edildiğini hissedin. Dileklerinizi kabul ettiği için kozmik güce teşekkür ederek çalışmayı son verin. Kollarınızı annenize sarılır gibi göğsünüzde kavuşturun. Bu kapatılmış enerjiyi serbest bırakır. Gözlerinizi açın, tekniği mektuba yazarak uygularsanız arzunuz kabul edilecektir.

İmgeleme Teknikleri


Neyi görüyorsanız onu alırsınız

İmgeleme işin sırrıdır. İmgeleme fikrinin sizi uçurmasını izin vermeyin. İmgelem yapmak gereklidir çünkü zihin gücünüzü bu şekilde kullanırsınız

Zihninizde bir şeyi doğru bir şekilde görmeyi bilirseniz dünyanızda bunu gerçekleştirebilirsiniz. Daha önce bahsedildiği gibi daha yüksek bir boyuttaysanız zihninizde yarattığınız düşünceleriniz ya da imgeler hemen çevrenizde gerçekleşecektir. İmgeleme fikri insanları şaşırtır oysa bu kavram insan hayatında sürekli kullanımdadır.

Mesela; teknik bir ressam bir evi tasarlarken neye benzemesini istiyorsa onu hayal etmek zorundadır. O zaman bu tip bir imgeleme “ezoterik” görülmez.

Zihniniz düşüncelerinize itaat eder ve arzunuzu gerçekleştirir. Zihninizin aynı parçası tüm fiziksel fonksiyonlarınızın sorumluluğunu alarak kozmosla ve etrafınızdaki enerji alanlarıyla nasıl iletişim kuracağını bilir. Zihin gözünüzle bir şey gördüğünüzde (imgelemenizle) yüksek benliğiniz işe koyulacak ve bunu sizin için gerçekleştirecektir. Zihniniz zihin gözünüzde neyi tuttuğunuza dayanarak düşüncelerini oluşturur. Yani acil durumlar, aksilikler ve sorunlar olabilir. Hepsi imgelemeyle çözülebilir ama becerinizi yaşamınızın tek bir aşamasında kullanmak isteyeceğinizi anlayacaksınız. Ben çok önemli şeyler için kullanırım diğer şeyleri “akışa” bırakırım. Araba kullanırken tüm yeşil ışıkların yandığını imgelemekle vakit kaybetmem…bunlar önemli değil. Sizinde yapmanız gereken bu; neyin önemli olduğunu bulun ve bilginizi bundan yana kullanın.

Teknikler üzerinde iyileşene kadar tek bir kişi üzerinde odaklanmak en iyisi olacaktır. Biraz pratikle, başka bir sürü insan üzerinde de kolayca etki sahibi olabilirsiniz. Kitaptaki teknikler pratik yapar ve kullanırsanız işe yarar. Çalışmaya başladığınızda pratik yapana kadar imgeleme yeteneğinizin sınırlı olduğunu fark edeceksiniz. Sesleri imgelemede zorlanabilirsiniz. Etkili imgeleme için sessiz bir yerde olmalısınız. Çevreniz sessiz olmalı. İmgelemeyi öğrenmeye başlamanın en iyisi ışıkların olmamasıdır. İlk başta yapmanız gereken tek şey gözlerinizi kapatmaktır. Neticede, gözlerinizi açık tutabilirsiniz (kalabalık yerlerde) ve imgeleme beceriniz gün ışığında da gelişecektir.

Çevrenizde dağınıklık olmamalı, rüzgar esmemeli, yüksek ses ve diğer bölücü şeyler olmamalı.
Unutmayın imgeleme üzerine olan bu bölüm önemlidir önce bundan başlayın ve bunu uygulayın.

Her gün en az üç kez ve her seferinde 15 dakika olmak üzere imgeleme üzerinde çalışmalısınız. Oturarak imgeleme yapmak daha iyidir. Uzanırken fazla rahatlayarak uyuyabilirsiniz. Ayrıca dik olacağınız için imgeleme yaparken iç realitenizde dikey konumda olmak imgelemeniz açısından daha iyi sonuç verecektir. Özel bir pozisyona gerek yok. Sadece oturun.

İstenen kişi veya olay üzerine imgeleme yaparken zihninizde gerçekten oluyormuş imgesini yaratın. İlk başta zor gelecektir. Ama etkilerini yaşayacaksınız. İmgeleme üzerindeki becerim o kadar gelişti ki gözlerim açıkken bile zihnimde 3. boyut dünyasındaki şeyler kadar gerçekçiymiş gibi şeyleri görebilirim. Başkalarının göremediği sadece kendimin görebildiği bu dünyada kendi imgelerimi yaratarak eğlenirdim. Bunu hayatımı şekillendirmek için kullanabileceğimi bilmiyordum. Etkilerini gördüğümde ise çok şey değişti.

Zihninizde durumları gerçekten oluyormuş gibi imgelemek aşağıdaki noktaları hesaba katarak pratik gerektirir. İmgelemeye başladığınızda kendiniz olayın bizzat içinde olun. Kendini bir filmde izliyormuş gibi uzaktan izlemeyin. İmgelerken bir aynaya bakmadığınızın sürece yüzünüzü görmeyin. Tıpkı günlük yaşamın içindeymişçesine hayal etmelisiniz. Sokakta kendinizi yürürken imgeliyorsanız yüzünüzü, başınızı ve sırtınızı göremezsiniz…aşağıya bakarak bacaklarınızı, kollarınızı ve tıpkı “gerçek” yaşamda olduğu gibi göğsünüzü görebilirsiniz.

Küçük bir pratikle başlayın. Gözlerinizi kapatın ve geçmişteki bir anınızı zihninizde canlandırın. Detaylar konusunda endişelenmeyin. Pratikle netleşir. Şu anda gitmeyi istediğiniz yerleri imgelemeye çalışın. Bir yerde çalışıyorsanız iş yerinizde olduğunuzu imgeleyin.

Başlangıçta fiziksel gözlerinizle imgeyi gerçekten göremezsiniz. Zihninizde, hayal gücünüzde var olur. Fiziksel gözleriniz, göz kapaklarınızın içindeki “siyahlığı” görür. İmgeleme yeteneğiniz pratikle daha iyiye gider bu yüzden acele etmeyin. Gerçekten oluyormuş hissini yaşamanız gerektiğini unutmayın. İlk başta iyi olamayabilirsiniz ama zihninizi buna inanması için kandırabilirsiniz. Şöyle ki; yüzünüzdeki hafif bir sırıtışla zihninizi kandırın ve bu becerinin çok kolay olduğunu düşüncenizde belirtin. O kadar kolay ki gerçek dünyaymış gibi hayal edebilirsiniz. Geliştikçe yüzünüzdeki sırıtış doğal bir biçimde olacaktır çünkü bu harika yeteneğe sahip olmaktan büyük mutluluk duyacaksınız…aynı zamanda koku, dokunma, tatma ve hissetme gibi duyularınızı kullanarak da zihninizi kandırabilirsiniz. Güzel bir yerde olduğunuzu hayal ediyorsanız sadece görmekle yetinmeyin koklayın, dokunun, duyun, duygusal açıdan hissedin. % 100 gerçek olmayacaktır. Ama zihniniz yeterince çaba sarf edecektir. İş yerini hayal ediyorsanız hissedin duvarını masaları kapıları havayı koklayın fotokopi kokusunu koklayın iş yerinde olduğunuzu hissedin. Zihin gözünüzle bir şey yaptığınızı ya da bir yerde olduğunuzu yarattığınızda bilinçaltı zihniniz işe girişir. Ve yaşamınızdaki realiteyi şekillendirmeye başlar. Zihninizde patronunuzun sizi kovduğunu görürseniz, ertesi gün kovulmazsınız. Ama buna devam ederseniz er ya da geç başınızı derde sokarsınız.

Deli gibi imgeleme yapın, ilk 2 hafta sıkı tutun hedef belirleyip çalışın 2 haftalık pratikten sonra daha ileride olacaksınız 2 aydan sonra şu anda bulunduğunuzdan çok daha ileride olacaksınız. Kendinizi motive edemiyorsanız o zaman şansınız yok, bu satırları okumayı başkalarına bırakın.

Günde 3 kez 15’er dakika imgeleme öneriyorum. Daha fazla yaparsanız hızlı bir gelişme kaydedersiniz. Sizden yapmanızı istediğin ilk şey (tabi ki istediğinizi yapmakta özgürsünüz) imgelemedeki ilk 5 dakikanızı zihin gücüyle ayartmak için kullanın. Ya da bir nesne üzerine odaklanıp tüm duyularınızı kullanarak onu hatırlama üzerine olsun. Belki bir yanınızda bir köpeğin oturduğunu imgelenebilirsiniz. Ona uzanıp evcil hayvanınızmış gibi onu okşayabilirsiniz. Postunun kokusunu alabilirsiniz hatta köpekle yürüyüşe çıktığınızı bile hayal edebilirsiniz. Karşınızdaki masada bir portakal imgeleyebilirsiniz. Onu alır kabuklarını soyarsınız. Suyu yüzünüze sıçrayabilir ve sonra onu midenize indirebilirsiniz tabii çekirdeklerinin çıktığını hayal etmeyi unutmayın. Sonra da bir kedinin portakal kabuklarını kokladığını ve yüzünü ekşiterek koşturduğunu hayal edebilirsiniz. Bu kitabı hayalinizde canlandırabilir bir masanın üzerine koyup sayfalarınızı çevirdiğinizi hayal edebilirsiniz. Bu ilk 5 dakikalık süreçte neyi imgeleyeceğinizi size bağlı. Pratik insanların en çok yapmak istediği ama yapmaktan en çok kaçındığı şeydir. Bu nedenle, dışarıda sadece bir usta ve bir yığın vasat insan harika zihinsel yeteneklerden yoksundur.

İmgeleme pratiğinde daha iyi hissettikçe pasif imgelemekten ziyade aktif imgelemeye geçin. Portakal imgesini kullanmışsanız o zaman portakal kabuklarını sınıfınızdaki tahtaya fırlatın ya da portakalı bir arabanın tekerleğinin altına koyun ve suyunun fışkırdığını imgeleyin! Zihin gözünüz her seferinde daha yaratıcı olacaktır. En iyisi yaratıcılıktır ve bu konuda gerçekten iyi olmak için en önemli yoldur.

Neyi imgelediğinizin ve pratik seanslarının nasıl olduğunun kaydını mutlaka tutmalısınız. Ne üzerinde çalışabileceğinizin listesini yapın. Uzaktan kumandayla televizyonu açmak gibi alelade bir şey bile pratik seansında yaratıcı bir imgeleme olabilir. Hayalinizde kumandayı elinize alın, onu görün ve hissedin. Bir düğmesinin üzerinde ne yazdığını görün. Sonra aktif olun ve imgeyi değiştirin. Düğmenin üzerindeki kelimelerin farklı görünmesini sağlatın ses + düğmesi yerine kırmızı duvarlar yazdığını görün basın düğmeye etrafınızdaki duvarlar kırmızı olsun. Kanal düğmesi tuşunun üzerinde kelepçe yazısını görün. Düğmeye basın ellerinizin kelepçelendiğini hayal edin. Başka düğmeye basıp kelepçeleri açı, kelepçeleri ellerinizde hissedin, televizyona fırlatın, ekran çatlamasını duyun. İmgelem üzerinde çılgınca şeyler düşünün çünkü imgelemede ne kadar yaratıcı olursanız, zihin gücü becerilerinde o kadar hızlı ve kolay ilerleme kaydedersiniz.

9 Mart 2013 Cumartesi

Çekim Yasasının Sırrı


Çekim yasası ile ilgilenmem yaklaşık 4 sene öncesine dayanıyor. Çekim yasası maceram “The Secret” kitabını okumamla başladı. Hedefim aslında bir çok insanla aynıydı. Maddi anlamda kendimi daha iyi duruma getirmekti. Bu nedenle  konu ile ilgili çalışmalara başladım ama hep bir yerlerde bir şeyler eksik kalıyordu. Bunu da okumuş olduğum bir çok kitap ve makale sonrasında keşfettim.

Gerçekten çekim yasasına inanan kişiler için başaramayacakları bir şey olmadığını biliyorum ve buna kesinlikle inanıyorum. Tabi ki işin sırrı nasıl isteyeceğinizi bilmekten geçiyor.
 Bir şeyi elde etmenin adımlarını kısaca göz atalım;
1.  Ne istediğinizi bilmek ve tanımlamak
2.  Tüm olumsuz ve sınırlayıcı inançları temizlemek
3.  İstediğinize sahip olmanın, onu yapmanın ya da o olmanın nasıl bir şey olacağını hissetmek
4.  İçgüdülerinize göre hareket ederken akışına bırakmak ve so­nuçların kendilerini ifade etmelerine izin vermek.

Yukarıdaki adımları gerektiği gibi uygulayabilirsen kesinlikle istediğini elde edeceğinize eminim.
Evrende her şey enerjidir. Bir tabak yemek de, son model arabada. Eğer yemek bulmak kolay ama araba zor derseniz isteyişi algılamadınız demektir. İstediğiniz arabada olsa yemekte ikisini de elde etmeniz ayni mekanizma ile çalışır. Oysa yemeği her gün buluyorsunuz, çünkü bulacağınızı biliyorsunuz, buna inancınız tam. Oysa son model arabayı bulacağınıza inancınız yok. Eğer doğru şekilde istemeyi bilirseniz, yemek de araba da ayni şekilde size gelecektir. Ancak arabayı da bulacağınıza, yemeği bulacağınız kadar emin olmanız yada arabayı da açken yemek ister gibi istemeniz gereklidir. İkisine sahip olmanın en önemli farkı budur.

Burada en önemli olan konu insanın istedikleri şeylerin olmasında öncelikle ne istediğini bilmesi, kendisini sınırlayan düşüncelerden kurtulması  ve gerektiğinde hedefine ulaşmada esnek olması ve azimli davranılması olduğunu anladım. İki konuyu hallettiğinizde başaramayacağınız bir şey yoktur. 

The Secret kitabında ve filminde eksik olan konu bunlar. “İste,  İsteklerini Sahip Ol” diyor. Evet bu doğru birçok insan bunu başarmış ama her işte olduğu gibi bu işin püf noktaları var. İsteme şekliniz, ruh haliniz ve istediğiniz şeyi elde etmeye olan inancınız yani bilinçaltı kayıtlarınız. Aslında en önemli nokta bilinçaltı kayıtlarınız. Bilinçaltındaki olumsuz kayıtlarınızı değiştirebildiğiniz anda olay bitiyor.

“Bana bir dayanak noktası verin dünya'yı yerinden oynatayım” Arşimet
İşte çekim yasasının dayanak noktası da bu,  içinde bulunduğunuz ruh halinizin durumu aslında bilinçaltı kayıtlarınızın yansıması. Bu dayanak noktası size dünyayı kaldırmanızı sağlayabileceği gibi tam tersi bir olayada sebeb olabilir. Eğer bilinçaltınızda bir şeyi hak etmediğiniz düşünüyorsanız ona sahip olduğunuzda mutlu olamazsınız. Sürekli bir şeyler peşinde olursunuz ki çekim yasasına ters bu duruma girmiş olursunuz. Ve istiyorum ama olmuyor demeye başlarsınız.. Çekim yasası temel dayanaklarından birisi şimdi bulunduğun durumda mutlu olmaktır. Eğer sen şimdi bulunduğun durumda mutlu değilsen ileride elde edeceğin durumda da mutlu olmazsın gerçeği temel dayanak noktasıdır.

Mutlu ruh haliyle  her istediğin gerçekleşir ama her tarafımızı bir çok olumsuzlukların kuşattığı dünyada bunlarda sıyrılıp sürekli mutlu olmayı nasıl becereceğiz. Bizi mutsuz eden duygulardan nasıl kurtulacağız. Aslında çekim yasasının sırrı burada ikinci adımda; “Tüm olumsuz ve sınırlayıcı inançları temizlemek”   te yatmaktadır.

Bizi sınırlayan olumsuz ve sınırlayıcı öğeler, bizim bilinçaltı kayıtlarımızdır. Bilincimiz bir hareketi yapacakken bilinçaltına müracaat eder ve  bilinçaltında kayıtlı duruma göre hareket eder. Eğer bilinçaltımızda “Çok gülünce başıma bir şey gelir ” kaydı varsa -ki bu bizim yapımızda var- düğüne gidip somurtup geliriz. Eğlenmeden döneriz. Hareketlerimizi kısıtlarız. Ve sonrada yakınmaya başlarız hiçbir şey beni mutlu etmiyor. Tabi ki etmez sen kendini bacağından bağlamışsın. Ancak ipin uzunluğu kadar alanda hareket edebilirsin. Özgür yaşamak istiyorsan o ipten kurtulman lazım. Yani seni bağlayan olumsuz bilinçaltı kayıtlarından kurtulman.
     Bilinçaltı kayıtlarından kurtulmak için bir çok yöntem mevcut. Ben bilinçaltı kayıtlarımın hayatımı yönlendirdiğini anladıktan sonra olumsuz kayıtlarımı temizlemek için birkaç yöntem üzerinde çalıştım. Bunlardan birincisi "EFT – Duygusal Özgürleştirme Tekniği" idi. Faydalı bir çalışma oldu ama derine inemediğimi fark ettim. Devamında Reiki çalışmasına başladım. Reiki ikinci derece uyulmaması alıp yaşamımdaki her yılı temizleme çalışması yaptım. Ama hala bazı isteklerime ulaşmada içimde bir direnç vardı. Çözemediğim bir direnç. Ben zengin olmak istedikçe içimde bir şey bana “sen zenginliği hakketmiyorsun” diyordu. 

Kendimi hayal ettiğim arabaya binerken düşündüğümde arabaya binmeye utanıyordum. Eğer o arabaya binersem sanki birilerine hava atacakmışım gibi geliyordu. Ve inip, binmeye utanıyordum. Garip bir durumdu. Yada yine sahip olmayı istediğim evi hayal ederken o eve girip çıkarken kendimi o dünyaya ait hissedemiyordum. İnsanlarla iletişim kuramıyor, utanıyor dışlandığımı hissediyordum. Yani ben o dünyaya ait değildim. Her ne kadar dilim “ben o eve sahip olmayı seçiyorum” dese de kalbim “sen o dünyaya ait değilsin” diyordu.  Bilinçaltımdaki kaydı fark etmiştim ama onu çözemiyordum.

Günün birinde konu ile ilgili bir arkadaşla paylaşımda bulunurken bana içsel temizlik diye bir yöntemden bahsetti. Merak ettim. Konuyu incelemeye başladım. Konu Nil Avunduk isminde bir hanımın kendisinin bulduğu çok basit bir tekniğe dayanıyordu. Temeli korku çalışması olan çok basit bir teknik.  Bu teknikle ilgili olarak Nil hanım seminerler veriyordu. Benim İstanbul dışında olmam nedeniyle bu seminerlere katılmam şu an için mümkün değildi bende farklı bir yöntem izledim ve seminer kayıtlarının dvd kaydının satıldığını görerek satın aldım ve videoları seyrederek tekniği uygulamasını öğrendim. Teknik çok basitti ve oldukça etkiliydi.

Tekniği uygulamaya başladığımda gördüm ki, çocukluğumda yaşamış olduğum olaylar ( başkasının yardımları ile geçinme, yoksulluk, annemin anlattığı kıtlık hikayeleri )  bilinçaltımda yer ettiği için dilim lüks yaşam isterken,  kalbim “sen o dünyaya ait değilsin” diyordu. Yani benim çocukluğumda ben başkalarının atmış olduğu malzemelerle zorluklarla büyüdüğüm için bugün lüks yaşam dünyasında yaşamayı hak ettiğimi kalbime inandıramıyordum. O dünyaya ait olamıyordum. Çünkü ben başkalarının istemediği attığı malzemelerle büyümüştüm. Ben bunlara layıktım. Zenginlik benim için ulaşılmazdı. Ve ben milletin artıkları büyüdüğüm için lüks yaşam dünyasında kendime yer bulamıyordum. Ben o dünyaya yabancıydım. Hak etmediğimi düşündüğüm bir dünyayı kendime çekmem mümkün değildi tabii ki. İçimdeki direncin kaynağı buydu.

Bunları keşfetmem benim için bir dönüm noktası oldu. Ve şimdiye kadar aslında yaptığım çalışmalarla evin kaba temizliğini yaptığımı derine inemediğimi fark ettim. Bu çalışmaları yapmayla birlikte bakış açım değişti, kendime güvenim arttı. Çalışmayı tavsiye ettiğim arkadaşlardan inanılmaz geri dönüşümler aldım. Burada paylaşmaya karar verdim.

Çalışma toplam 6 farklı alanı kapsamakla birlikte temeli korkularımızın tespiti ve onları yok etmeye dayanan korku çalışmasıdır. Korkularımızı tespit edip onları sevgi enerjisine dönüştüren bir çalışma. Eğer içimizdeki korkularımızın kaynağını bulup onları sevgi enerjisine dönüştürürsek olaylara sahip olduğumuz korkulardan dolayı verdiğimiz tepki değişecektir. Ve korkumuz olmadan özgürce yaşama imkanına sahip olacağız.

Şükretmek


Şükredin !..Sabah kalkar kalkmaz sahip olduklarınıza şükrederek güne başlayın..Aldığınız nefes için ,yaşadığınız için,yeni bir güne gözlerinizi açtığınız için hatta henüz sahip olmadıklarınız için bile şükredin..Şükretmek onların zaten olacağına koşulsuz inanmak demektir.

Unutmayın ŞÜKÜR süreci hızlandırır..İstediklerinizin daha kısa sürede gerçekleşmesini sağlar..

Çekim Yasası ve Kuantum 2


Para sadece bir enerjidir ve sürekli bir yerden diğerine akar..Siz o dilenciyi gördüğünüz anda para verseydiniz evrene şu mesajı göndermiş olacaktınız.Benim param her zaman var ve şimdi versem bile bana mutlaka başka bir yerden gelir.. 

Her zaman altını kalın kalın çizdiğim bir nokta var..Duygu yaratır..Ruh durumlarınız yaratır..Bu nedenle paraya da zaten sahipmişsiniz gibi hissetmeniz önemli..Sık sık kendinizi kira,fatura,borç vs gibi tüm parasal kaygılarınızın olmadığı bir ruh durumunda hissetmeye çalışın.. harcayabileceğinizden de fazla paranız olsa ne hissederdiniz ?.. 

Bu cebinizdeki tüm parayı harcamak anlamına gelmiyor..Sadece bu duygunun nasıl bir şey olabileceğini anlamaya çalışın..Cüzdanınıza 300-500 TL para koyun ve bu parayı harcamayın ama gün içinde ne beğenirseniz onu alabileceğinizi hissedin..Bu bir elbise ,çanta,şık bir saat ,pahalı bir restoranda yemek vs..olabilir..Maksat o duyguyu mümkün olduğunca sık hissetmenizdir. 

Bir çok insanın parasal kaygılarından kurtulamamasının en önemli nedeni sürekli borçlarına odaklanmaları ve bunların nasıl ödeneceğine dair yarattıkları endişe ve korkudur..Zihin otomatiğe binmiştir ve istemeseler de kendilerini borçlarını düşünürken bulurlar..İşte bu nedenle biz danışanlarımızla çalışırken onların istedikleri şey ile ilgili korkularını ve inanç kalıplarını bulmaya ve çözmeye odaklanırız..Kişinin para ile ilişkisi nasıl ?.. 

Parayı kolay kazanılan bir şey olarak mı görüyor yoksa kitlesel bilince mi yakalanmış yani “para zor kazanılır..ekmek aslanın ağzında..bu devirde kimse kimseye yardım etmez..çok parası olanlar bunu haksız kazançla elde etmişlerdir vs..Bu soruları kendinize sorun..bilinçaltınızda çok paraya layık olmadığınız ya da asla paranızın olamayacağı gibi inançları taşıyor olabilirsiniz..Bu kayıtlar çocukluğunuzdan bu yana başta aileniz olmak üzere içinde bulunduğunuz yetiştiğiniz çevre tarafından size atılmıştır..Tek tek onları bulun ve neden öyle düşündüğünüzü sorgulayın..Kim ne zaman bu inançları nerede size benimsetti..Neden öyle olduğuna inandınız? 

Unutmayın her ne istiyorsanız ona zaten sahipmişsiniz gibi düşünmeniz çok önemli ancak bu şekilde yaydığınız enerjinin frekansını o istediğiniz şeyin frekansına uyumlu hale getirebilirsiniz.Olan çok basittir aslında..Bizden yayılan enerji sürekli önümüze potansiyel olasılıklar dalgası açar ve biz en çok istediğimiz neyse onun enerjisine kendimizi yükseltir ve o enerjinin o dalgaya çökerek gerçekliğimize girmesine izin veririz.. 

Stefano D’Anna ; “Tanrılar Okulu “ adlı kitabında bunu çok güzel özetler der ki ; 
“Sen bir kral ol..Krallık arkandan gelecektir.” 

Yani sen bir kral gibi davran kendini öyle hisset ..bir kralın sahip olduğu her şey bunun arkasından gelecektir.Yine bu kitabında bu “sahip olma,inanma ve yaratma sürecini çok güzel açıklar.. 

Baş karakteri en güzel otellerde kalmaya,en şık restoranlarda yemek yemeye en pahalı mağazalara girmeye zorlar..Amacı onun o havayı sık sık soluyarak kendini kıtlık yokluk bilincinden kurtarmasıdır.. 

Çekim Yasası ve Kuantum 1


Bana sık sık şu soru geliyor ; 
Ben kendim için şunu şunu istiyorum ama bir türlü gerçekleşmiyor..Acaba doğru mu odaklanmıyorum Ya da istemeyi mi bilmiyorum ? 
Burada bu konulara dair tüm kişisel gelişim kitaplarında ya da öğretilerinde altı fazla çizilmeyen önemli bir nokta var .. 
Buna çekim yasasının eksik parçası da diyebilirsiniz.. 
Tüm o kitaplar ve bu konuya dair yetkinliği olan kişiler hayatınıza istediğiniz bir şeyi çekebilmeniz için şunu söyler ; 
İste,İnan ,Sahip ol !.. 
Oysa durum bunun tam tersidir..Yani her ne istiyorsanız ona zaten sahipmiş gibi davranmanız ve öyle hissetmeniz ve buna yürekten inanmanız gerekir.. 
Birinci şekliyle yani “İste,inan,sahip ol” kalıbında durum şöyle işler.. 
Bir şeyi istemek demek ; aslında ona sahip olmadığınızı onaylamak demektir Yani sizde yok o nedenle istiyorsunuz..Burada farkında olmadan istediğiniz şeye değil onun eksikliğine odaklanırsınız..evrene sizden iki zıt mesaj yayılır..Bilinciniz ister,bilinçaltınız “o bende yok” der..ki aslolan genelde onun dediğidir.. 
Bunu bir örnekle anlatırsam sanırım daha kolay anlaşılacak 
Cebinizde 10 TL var ve yolda yürürken yaşlı ve yoksul bir dilenci kadın gördünüz..İlk düşünceniz hemen çıkarıp ona para mesela 5 TL vermektir..Bu düşünce zihninizdeyken her şey güzel ..siz kendinizi bolluk içinde hissediyorsunuz ki rahatlıkla verebileceğinizi düşünebiliyorsunuz.. 
Ancak çoğu kişi şu ikinci düşünceye yakalanır..”Ona 5 TL verirsem benim cebimde çok az para kalacak..ben ne yapacağım” 
İşte siz aslında ilk anda o kadına para vermeyi düşünürken ,sonrasında paranızın çok azalacağını düşünerek ,enerjinizi bir anda kıtlık yokluk bilincine odaklamış olursunuz.. 
Bu çok beğendiğiniz bir elbiseyi ilk anda görüp beğendiğiniz halde sonra vazgeçmenize neden olan bilinçle aynı bilinçtir. 
Ya da yeni bir ev ,araba almak istiyorsunuzdur ama her istediğinizde farkında olmadan onlara “sahip olmadığınız” duygusunu da güçlendiriyorsunuzdur.. 
Oysa Evren tamamıyla herkese yetecek kadar bolluk ve bereket enerjisiyle çevrilidir ve bu enerji sizinle birlikte ,kuantum birleşik alanı..o sonsuz olanaklar ağında ,o Tanrısal kaynakta mevcuttur..Sorun sizin kendinizi onun dışında görmenizden kaynaklanır.Oysa aynı alandasınız ve onlar sadece görülmeyi ve uzanıp alınmayı bekler.. 
Bir kaseye (mor olsa daha iyi olur )5-10 TL koyun ve evinizde ortada görünür bir yerde olsun..Her o noktadan geçişinizde o parayı sallayın..Paranın enerjisini aktive etmiş olursunuz..Enerji harekete geçer ve size de akmak üzere devirdaimine başlar..Yolda yürürken kendinizi tüm paraları çeken bir mıknatıs olarak imgeleyin..gördüğünüz tüm ağaç yapraklarını para olarak düşünün ve onların dalından ayrılarak gelip size yapıştığını..yürüyen bir mıknatıssınız ve parayı çekiyorsunuz..”Para nerede olursa olsun gelir beni bulur..ben hiç parasız kalmam..Kendi bolluk ve bereketimi kendim yaratırım "gibi olumlamalar bulun ve sık sık içinizden bunu tekrarlayın..İnanıp inanmamanız önemli değil..çok yapmanız sonuçta bilinçaltınıza indirmenize yarayacaktır